1. Anasayfa
  2. /
  3. Haber Arşivi
  4. /
  5. Bize Bir Yasa Lazım...

Bize Bir Yasa Lazım Kampanyası Gezici Sinema Turu

 

Bize Bir Yasa Lazım; Trans* hakları, kadın hakları ve azınlık hakları için yapılan bir insan hakları projesidir.

Bu kampanya Türkiye çapında nefret söylemi, nefret cinayetleri ve bunların cezasız kalma hallerine karşı ortaya çıkmıştır.

Sadece Trans* bireylere yönelik nefret suçlarına karşı bir kampanya değil, aynı zamanda kadın ve diğer azınlıklara yönelik tüm nefret suçlarına karşıdır.

Trans Cinayetleri Politiktir

Belirtmekten büyük bir üzüntü duyarız ki geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen cinayetlerde artış gözlemlenmektedir. 2008 yılından bu yana 46 trans* öldürülmüştür. Trans* Kadınlara yönelik bu suçlar polis tarafından soruşturulsa ve mahkemelere taşınsa dahi saldırganlar adli kovuşturmalardan muaf tutulabilmektedir. 2013 yılı boyunca 214 kadın öldürülmüştür. Yine burada da saldırganlar müsamahakar hükümlere bel bağlamış, bir çoğu hakettikleri cezaları almamışlardır. Türk Ceza Kanunu’nda bulunan “ağır tahrik” uygulamasının sonuçları olarak da görebileceğimiz bu gerçekler, saldırganların müsamahakar hükümler almasına sebep olurken onların avantajına olan bir durum yaratmaktadır. Cinayet ve saldırıları cezalandırmamak, nefret suçlarına açık bir davettir. Bu da devlet şiddeti ve heteronormatif toplumsal cinsiyet inşaası arasındaki büyük kesişimi göstermektedir.

Nefret Suçu Nedir?

“Bir şahsa veya mülküne karşı işlenen herhangi bir suçun kaynağı, o kimsenin ırkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu, dini, cinsiyeti veya cinsel yönelimi, cinsel kimliği, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri yahut buna benzer bir durum ile ilgili ise, bu suç nefret suçudur.”1 Nefret suçları ceza gerektiren bir suçun, belirli ve ortak karakteristik özellikleri bulunan birey ve gruplara veya onların mülklerine yönelik önyargılarla işlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu durum da nefret suçlarını diğer suçlardan ayıran nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Nefret suçları birçok şekilde ortaya çıkabilmektedir, sözlü taciz ve fiziksel saldırı, cinayet, mülke zarar verme gibi şiddet eylemleriyle sindirme bunlardan sadece birkaç tanesidir. Bu sebeptendir ki, nefret suçu tek ve spesifik bir saldırıyı değil birçok saldırı biçimini kapsayan bir suçtur. 1 OSCE, Office for Democratic Institutions and Human Rights (ODIHR)’ın tanımına göre, nefret suçları 2008,

Türkiye’deki Trans*lar

Türkiye’deki Trans*ların durumu devlet ve toplum tarafından belirlenmektedir. Toplumdaki önyargı ve Trans*ların özellikle de Trans* kadınların haklarından mahrum edilmeleri arasında önemli bir etkileşim vardır. Bu sebepten söylenebilir ki, nefret cinayetlerindeki bu artış devlet politikasının ve toplumdaki değerler sisteminin kaçınılmaz ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Nefret suçları, hem kurbanın hem de kurbanın üyesi olduğu sosyal grubun istenmediği ve toplumun bir parçası olarak kabul edilmediğini belirten bir mesaj niteliği taşımaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi bu suçlar sadece bireye yönelik değil, bireyin de içerisinde bulunduğu tüm gruba karşıdır. Bu suçların soruşturulmalarında ve saldırganların yargılanmaları süreçlerindeki eksiklikler göstermektedir ki, Trans* bireylerin en temel insan hakları dahi devlet tarafından sağlanamamaktadır. Devlet temel yaşam hakkını güvence altına almalıdır.

Bize Bir Yasa Lazım

Türkiye Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni 2003 yılında imzalamıştır. Sözleşme kapsamında 23. Madde aşağıdaki gibidir: “Herkes, hukuk önünde eşittir ve hiç bir ayrımcılığa tabi tutulmaksızın hukuk tarafından eşit olarak korunma hakkına sahiptir. Hukuk bu alanda her türlü ̧ ayrımcılığı yasaklar ve herkese ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir fikir, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya başka bir durum ile yapılan ayrımcılığa karşı etkili ve eşit koruma sağlar.” Bu maddeyi göz önünde bulundurarak LGBTİ hareketi “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” maddelerini içeren bir ayrımcılık karşıtı yasa için mücadele etmiş, ve bu talep devlet tarafından reddedilmiştir. Bu sepeplerden hem insan haklarının uygulanacağını garanti edebilen bir devlete hem de bizi koruyan yasalara ihtiyacımız vardır.

Gezici Sinema Turu

Bu kampanya dünya prömiyeri 14 Nisan’da IKSV İstanbul Film Festivali’nde yapılan. Festival kapsamında “Sinemada İnsan Hakları” dalında yarışan Trans X filmi daha sonrasında gösterimlerine Izmir, Gaziantep, Adana, Ankara, Mersin, Kars, Dersim ve Van’da devam edecektir.

 

Tarih

Saat

Şehir

Mekan

Adres

10 Mayıs 19:00 İzmir Fransız Kültür Merkezi Cumhuriyet Bulvarı No:152 Alsancak/İzmir
12 Mayıs 19:00 Ankara Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü
16 Mayıs 17:00 Mersin Metropol İş Merkezi Kongre Salonu İhsaniye Mah. Metropol İşhanı Akdeniz/Mersin
17 Mayıs 18:00 Adana Seyhan Kültür Merkezi Döşeme Mah. Turhan Cemal Beriker Bul. Seyhan, Adana
23 Mayıs 18:00 Diyarbakır Cigerxwin Kültür ve Sanat Merkezi Diclekent Bulvarı, Parkorman, Diyarbakır
24 Mayıs 13:00 Diyarbakır Sümerpark Sosyal Yaşam Tesisleri İstasyon Caddesi, Diyarbakır
31 Mayıs 19:00 Gaziantep ESP Antep İl Merkezi Osmangazi Mah. Abdülkadir Aksu Bul. 60 Nolu Cadde No:7 Şahinbey
6 Haziran 19:00 Dersim Belediye Gençlik Kültür Merkezi Otogar yanı, Hamam üstü, Dersim

Trans X İstanbul

Trans X İstanbul bir bireyi merkezine alan belge filmi olmasının yanı sıra Türkiye’deki trans* bireylerin insan haklarını konu alan çok yönlü bir projenin parçasıdır. Binlerce Trans* Kadın Türkiye’nin büyük şehirlerinde yaşamaktadır. Ve 2009 yılından bu yana Trans*’lara yönelik cinayetlerde gözle görülür bir artış kaydedilmiştir. Ve eğer trans* bireylere yönelik nefret suçları, soruşturulsa bile zanlılar genellikle yargının onları serbest bırakacağı algısına itimat etmektedir. Ebru, İstanbul’da yaşayan bir Trans* Kadın ve arkadaşlarının yerlerinden edilmeleri ve öldürülmelerine karşı savaşıyor. Kendisi de aynı deneyimi devlet, toplum ve ailesinden dışlanmayla hayatı boyunca yaşamış. insan hakları ve LGBTQI insanların hakları üzerinde 25 senedir aktif olarak aktivizm yapıyor. Türkiye toplumunu mizah, öz alaysılama ve politik zeka ile değiştirmek istiyor. Ebru 85 yaşında emekli bir Alman hemşire olan yönetmenin annesi Margarethe ile tanışır ve onunla birlikte Trans*’lar için bir emekliler evi kurar. Ek olarak İstanbul’daki kentsel dönüşüm ve Gezi Park direnişi dönemi de film içerisinde yankılanan önemli noktalardandır.

Skip to content