Gündüz güvenle yürüdüğümüz sokaklar gece tehlike koridoruna dönüşüyor
Gündüz yürüdüğünüzde sokak sizin bir parçanızdır. Etrafınıza bakar, vitrinleri izler, duraklar ve şehri yaşarsınız. Gece olduğunda ise o sokak bir yaşam alanı olmaktan çıkar. Bir an önce geçilmesi gereken bir tehlike koridoruna dönüşür. Kadınlar için gece yürümek, kulaklıktaki müziğin sesini kısmaktır. Adımları hızlandırmak, arkadan gelen ayak seslerini dinlemek ve anahtarı avuç içinde bir savunma aracına dönüştürmektir. Gece, kadının şehirdeki varoluşunu sürekli tetikte olma haline indirger. Bu durum şehre aidiyet duygusunu doğrudan zedeler. Bir sokakta rahat yürüyemiyorsanız, o şehirde eşit bir yurttaş gibi hissedemezsiniz. Kadınlar için bu, kamusal hayattan ve sosyal yaşamdan vazgeçmek anlamına gelebilir. Gece vardiyasında çalışmaktan ya da akşam eğitiminden vazgeçmek de. Şehirle ilişkiniz özgürlük üzerinden değil, kaçınma ve kısıtlanma stratejileri üzerinden kurulur. Bu, temel bir kent hakkı ihlalidir.
Güvenli hissetmek için sokakların aydınlatılmasından daha fazlasına ihtiyacımız var
Aydınlatma yalnızca görmenizi sağlar. Güvende hissetmek için görülmeniz ve bir çıkış yolunuzun olması da gerekir. Kadınlar, ışığı yanan ama ıssız sokaklarda da adımlarını hızlandırıyor. Tek çıkışı olan ya da kör noktalar barındıran sokaklarda da. Güvenli bir sokak saklanma alanları yaratmaz. Sizi bir koridora hapsetmez. Sokağa adım attığınızda önünüzü en az 20-30 metre görebilirsiniz. Başınıza bir şey gelirse sesinizi birine ulaştırabileceğinizi
bilirsiniz. Çünkü sokakta yürürken korkuyu tetikleyen yalnızca karanlık değil, belirsizliktir. Önünüzü göremediğiniz keskin bir köşe, birinin saklanabileceği bir girinti ya da çıkmaz bir sokak. Yardım çağıracak tek bir insanın bile olmadığı o ağır sessizlik. Sokağın aydınlatılmış olması bu belirsizlikleri ortadan kaldırmaya yetmiyor. Mekanın terk edilmişliği de tekinsizlik hissini artırıyor. Gelişigüzel atılmış molozlar, eski eşyalar, kırık kaldırımlar ve tek bir güvenlik kamerasının bile olmayışı. Bakımsız bırakılan bir sokak, kadınlara oranın denetlenmediğini hissettirebilir. Kimsenin oraya sahip çıkmadığını ve her türlü riske karşı savunmasız bırakıldıklarını düşündürebilir. Bir sokağa gerçekten güvenli diyebilmemiz için o sokağın ferah olması gerekir. İnsanları tek bir koridora sıkıştırmayan alternatif yollar bulunmalıdır. Sokak fiziksel olarak sahiplenilmiş olmalı ve orada bir yaşamın aktığını hissettirmelidir.
Her kapıyı tek tek çalarak yolumuzda ilerliyoruz
Çalışmamız için üniversite topluluklarından Kent Konseyi Kadın Meclisine, yerel basından belediyeye kadar pek çok yerle görüştük. Kolay bir süreç olmadı. Her kapıyı tek tek çaldık. Derdimizi bıkmadan anlattık ve insanları ikna ederek ilerledik. Süreç hala devam ediyor. Sivil alanda bir sahiplenme ve anlayış gördük. Üniversitedeki genç kadınlar ve Kent Konseyi Kadın Meclisi o sokakları ve o tedirginliği çok iyi biliyordu. Bu nedenle hızla güçlü bir dayanışma kuruldu. Yerel basın da bunun yalnızca bir haber olmadığını gördü. Bunun doğrudan kadınların kent hakkı mücadelesi olduğunu anladıkça sesimize aracı olmayı kabul etti. Bizi en çok zorlayan taraf belediye oldu. Müzakereler hala sürüyor. Başlangıçta mesafeli ve temkinli bir direnç vardı. Çünkü bize kurumsal yapısı olmayan, yalnızca bir grup hevesli genç gözüyle bakılıyordu. Sivil Düşün desteğini yanımıza almak süreci çok kolaylaştırdı. Çalışmaya kurumsal bir meşruiyet ve ciddiyet kazandırdı. Bizi masada resmî bir muhatap konumuna taşıdı. Görüşmelerde derdimizin yalnızca şikâyet üretmek olmadığını anlattık. Çevresel Tasarım Yoluyla Suç Önleme yaklaşımını temel aldık.
Kadınların güvenli hissetmediği mekansal durumları doğrudan algı üzerinden ölçtüğümüzü gösterdik. Masaya yalnızca beyanlarla oturmadık. Sahaya çıkıp fotoğraflar çektik. Google Maps sokak görünümü geçmişini tarayarak arşiv analizi yaptık. Bir sokak lambasının yanmayışının ya da sokağa atılmış eski bir küvetin beş-altı yıldır değişmediğini gördük. Bu ihmal hafızasını fotoğraflarla gösterdiğimizde sorunun ne kadar kemikleştiği daha iyi anlaşıldı. Belediye başlangıçta çalışmayı yeni bir şikâyet mekanizması ya da alternatif bir ihbar hattı sandı. Oysa biz karar alma süreçlerinde kullanılabilecek, kanıta dayalı mekansal bir veri tabanı sunuyoruz. Platformun son hazırlıklarını yapıyoruz. Web sitemiz 15 Eylül 2026’da açılacak. Edirne Merkez’deki pilot mahallelerde kadınlar ilk işaretlemeleri yapmaya başlayacak. Belediye ile aramızdaki ilk mesafeyi aştık ve bir diyalog kanalı açtık. Derdimiz tek bir sokağın çöpünü toplatmak değil. Kadınların sokaktaki deneyimini ve ürettiğimiz veriyi kalıcı bir politika aracına dönüştürmek istiyoruz. Belediyenin bütçe ve kentsel planlama kararlarında göz ardı edemeyeceği bir araç. Bütün bu görüşmeleri bu zemini kurmak için yürütüyoruz.
Kadınların haritaya bıraktığı her yıldız belediyenin masasına ulaşıyor
Sistem kullanıcı tarafında son derece sade. Arka planda ise belediye birimlerinin görev alanlarına göre çalışan analitik bir filtreleme mekanizması var. Kullanıcılardan karmaşık bir anket doldurmalarını istemiyoruz. Kullanıcı haritadan konumu seçiyor ve o alanda kendini nasıl hissettiğini belirtiyor. Bıraktığı yıldız, deneyimine göre otomatik olarak renk alıyor. Güvende hissetmiyorsa kırmızı, tedirgin hissediyorsa sarı, güvende hissediyorsa yeşil oluyor. Ardından bu hissi oluşturan çevresel faktörü seçiyor. En önemlisi, alanın daha güvenli hale gelmesi için kendi kentsel çözüm önerisini sisteme bırakıyor. Böylece tekil bir şikayet değil, kolektif bir veri seti oluşuyor. Aynı sokaktan geçen kaç kadının kendini güvensiz ya da tedirgin hissettiğini görebiliyoruz. Buna hangi mekansal unsurların yol açtığını, hangi unsurların güven verdiğini de. Karanlık ya da kör nokta bildirimleri TREDAŞ ile Fen İşlerinin aydınlatma masasına yönlendirilecek. Bozuk kaldırımlar, çukurlar, yürümeyi engelleyen fiziksel tahribat ve çıkmaz sokaklar Fen İşleri Müdürlüğünün veri setine dönüşecek. Molozlar, eski eşyalar, çöp yığınları ve bakımsızlık Temizlik İşleri Müdürlüğüne aktarılacak. Görüşü kapatan yoğun çalılar ve karanlık peyzaj alanları Park ve Bahçeler Müdürlüğüne gidecek. Metruk yapılar ve terk edilmiş binalar ise İmar ve Şehircilik ile denetim birimlerine yönlendirilecek. Pilot mahallelerden gelen bildirimleri analiz edeceğiz. Kentin risk ısı haritalarını çıkaracağız. Kapanışta düzenleyeceğimiz karar verici toplantısında belediyenin önüne genel bir şikayet yığını koymayacağız. Her birim amirine kendi görev alanına giren sokağın adını, koordinatını ve fotoğrafını sunacağız. O sokakta kaç kadının aynı tedirginliği yaşadığını da göstereceğiz. Somut bir Kentsel Güvenlik Raporu hazırlayacağız. Kadınların deneyimi, belediyenin ilgili masasına bir eylem planı netliğinde ulaşacak.
Bunu yapmak sana mı kaldı? diyenlere karşı, yalnız olmadığımızı gördük
Yerelde bağımsız bir şey üretmeye çalışırken insan bazen derin bir yalnızlığa ve içsel bir şüpheye düşüyor. Çevrenizden Bunu yapmak sana mı kaldı? ya da Birkaç genç neyi değiştirecek ki? gibi sözler duyuyorsunuz. Bir süre sonra, acaba derdimi anlatamıyor muyum, gerçekten boşuna mı uğraşıyorum diye kendinizi sorguluyorsunuz. Sivil Düşün Deneyim Buluşması benim için bu düğümün çözüldüğü yer oldu. Masada yalnızca kadın çalışmaları yoktu. İklim krizinden çocuk haklarına, gençlik inisiyatiflerinden kentsel haklara kadar farklı alanlarda mücadele eden örgütler ve aktivistler vardı. Onları dinledikçe bürokratik direncin ve önyargıların yalnızca bize özgü olmadığını gördüm.
Buluşmanın en somut katkısı ise Nova Edirne’nin tek bir konuya sıkışmak zorunda olmadığını fark etmekti. Çalışmanın farklı alanlara nasıl uyarlanabileceğini ve ne kadar geniş bir iş birliği potansiyeli taşıdığını gördüm. Kentsel mekan ve güvenlik algısı, iklim adaletiyle, çocuk haklarıyla ve erişilebilirlikle doğrudan kesişiyor. Bu veri, farklı alanlarla ortaklaştığında daha güçlü bir savunuculuk modeline dönüşebilir. Ankaradan yalnızca manevi bir dayanışma bağıyla dönmedim. Projenin ufkunu Edirnenin ötesine taşıyabilecek, farklı temalarla beslenen daha esnek ve güçlü bir iş birliği fikriyle döndüm.
Kadınların korkusunu değil, kentin nasıl yönetildiğini konuşuyoruz
Biz kadınların sokakta yaşadığı tedirginliği normalleştirmek istemiyoruz. Çünkü yıllardır bize hep aynı şey öğretiliyor: Gece çıkma. O sokaktan geçme. Tek başına yürüme. Dikkatli ol. Çözüm sürekli kadınların kendilerini kısıtlamasında aranıyor. Biz ise tersini soruyoruz: Bir kadın neden o sokaktan geçmemek zorunda? Neden kent onun hareketlerine göre değil de o, kentin ihmallerine göre hayatını düzenlemek zorunda? Nova Edirne biraz da bu soruyu kamusal bir meseleye dönüştürme çabası.
Bir kadının Burada kendimi güvende hissetmiyorum demesini kişisel bir korku ya da bireysel bir hassasiyet olarak görmüyoruz. Aynı noktada onlarca kadın aynı şeyi hissediyorsa artık kadınların korkusunu değil, kentin nasıl tasarlandığını konuşmalıyız. Nasıl yönetildiğini ve kimin ihtiyaçlarının dikkate alındığını sormalıyız. Nova Edirnenin benim için en önemli tarafı da burada. Bir kadın haritaya bir yıldız bıraktığında aslında şunu söylüyor: Ben de bu kentin bir parçasıyım. Burada nasıl yaşayacağım konusunda söz hakkım var.