1. Anasayfa
  2. /
  3. Söz Devri
  4. /
  5. Depremin yıldönümünde sessizlik iyileşiyor...

Depremin yıldönümünde sessizlik iyileşiyor | #SözGayretlerin

Hepimizi sarsan Şubat depremlerinin üzerinden bir sene geçti. Hiçbir sözün teselli vermediği, kelimelerin anlamını yitirdiği günlerden geçtik. İki bahar, bir yaz, bir de kış atlattık. Değişenler, değişmesi için adım atılanlar ve belki de hiç değişmeyecek olanlarla yüzleştik. Her şey bir yana kalıcı iyileşmeye duyduğumuz inancı hiç yitirmedik.

Bir yıl evvel, depremin ilk şokunu atlatır atlatmaz bir çağrı yapmıştık. Toparlanma sürecinin kalbine hakları koyalım, böylece tüm çabaları, bugünden yarına ihtiyaç karşılamanın ötesine geçirelim demiş, gayret özel desteğini duyurmuştuk. Bu çağrıya çok özel yanıtlar aldık; gayret’in de desteğiyle haklar yararına sorumluluk alanlar gayretlerini yola koydular, her biri toparlanmayı iyileşmeye taşımak umuduyla çok kıymetli çalışmalar yürüttü.

Onlar, sözü bittiği yerden kendi gayretleriyle bugünlere taşıyanlar…

Şubat depremlerinin birinci yıldönümünde onların yolculuklarına tanıklık etmek, adımlarından kendi payımıza kuvvet ve ilham almak istiyoruz. Yeniden konuşmaya başladığımız bugünlerde onların kelimeleri tekrar canlandıran, iyileşmeye yer açan hikayelerini sizlerle buluşturuyoruz. Bugünden itibaren 6 Şubat’a kadar her gün sözü yani sayfalarımızı, iyileşme gayretiyle hayata geçmiş bir çalışmanın sahibine devrediyoruz. Altı günün sonunda orataya çıkan altı hikaye ile çalışma sahipleri, son bir yıl içinde deprem bölgesinde hakların nasıl bir iyileşme yolculuğu gösterdiğinin, hangi ihtiyaçların varlığını koruduğunun ve nasıl adımlar atabileceğinin de resmini çekmiş olacak.

Bağlar iyileşiyor: Sivil inisiyatif dayanışması neleri değiştirdi?

Sivil toplumun ataleti yanında sivil inisiyatiflerin atikliğinin neleri değiştirebildiğini gördüm. Bundan faydalanmak için daha çok karşılaşmaya ihtiyacımız var.

Kesra Okumuş anlatıyor | #sözgayretlerin

6 Şubat akşamı çantamı toplayıp Hatay’a gidiyorum diye yola çıktım. Şimdilerde neredeyse üzerinden bir yıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen hala Hatay’dayım. Yakınlarımın neden hala oradasın, sorusunu bende kendime soruyorum. Birlikte cevaplayalım bunu dilerseniz.

Hatay’da sahada çalışırken sivil inisiyatiflerin kendi ihtiyaçlarını karşılama konusunda ne denli mahir olduklarını fark ettik. İnisiyatifler kendi ihtiyaçlarına yanıt verirken komşuya kulak vermeyi, mahalleli olmayı, dayanışmayı ve insanları harekete geçirmeyi bu işin bir parçası haline getirmişler. Her gün yeni bir sorunla baş etmek zorunda kaldıkları için de başkaca bir şeyle ilgilenmeye fırsat bırakmayan yoğun bir süreci deneyimlerken buluyorlar kendilerini. Öyle ki, sahada başka hangi inisiyatifler var pek farkında değillerdi. İşte tam bu noktada inisiyatiflerin bir araya gelmesine dair bir gereklilik gözlemledik ve gayret desteğine başvurduk.

20 sivil inisiyatifin bir araya geldiği bir buluşma gerçekleştirdik. İnisiyatifler birbirleriyle tanıştı, kimin hangi alanda çalıştığını ve hangi konularda dayanışabileceklerini gördüler. Hem sahip oldukları kaynakların farkına vardılar hem de kimden nasıl bir destek isteyebileceklerine dair fikirleri oldu.

Buluşmada birinin sorununun aynı zamanda bir başkası için de sıkıntı olduğu yani problemlerin ortaklaştığını şaşkınlıkla izlediler. Böylece bunları çözmek için birlikte neler yapabiliriz diye düşünmeye başladılar. Hatta öyle ki bu buluşmaların devamı olsun, ileriki aşamaları tasarlansın diye talepte bulundular.

6 Şubat Depremlerinde ortaya çıkan ve alınması gereken önemli derslerden biri dayanışmanın önemiydi. Tek başımıza sadece bir şey yapabiliyorken birlikte birden fazla işe koşarak daha çok ihtiyaca çözüm buluyorduk. Bütün bunlar aynı zamanda bir sonraki afet için de hazırlık yapmak anlamına geliyordu.

Afet döneminde kurumların yaptığı en büyük hatalardan biri, afeti içinde bulundukları konforlu alandan anlamaya çalışmak. Geçen yıl yaşadıklarımız bize, deprem bölgesinin koşulları göz önünde bulundurularak ihtiyaçlara esnek biçimde ve zamanında cevap verebilmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Kurumların bunu yaparken zorlandıklarını izledik aynı zamanda sivil örgütlenmelerin oluşturduğu dayanışmaların bu noktada ortaya çıkan boşluklar için anlamlı eylemler ürettiklerini de… Bunu sürekli kılabilmek için sivil toplumun sivil inisiyatiflerle irtibatta ve dayanışma halinde kalması, onların güçlenmelerine destek vermesi ve arada yaratıcı çözümleri besleyen, her iki tarafa da ilham veren bir akış bulunması çok önemli. Bu ilhamı çoğaltmak için daha çok karşılaşma yaratmak gerekiyor. Bunu söylüyorum çünkü sivil toplumun ataleti yanında sivil inisiyatiflerin atikliğinin neleri değiştirebildiğini gördüm; bu inanılmaz bir deneyimdi.

Hafıza iyileşiyor: Geçmişi hatırlamak, geleceği nasıl kurar?

Köylerin, mahallelerin kısa sürede boşaldığı anlatılıyordu ancak onların seslerinin çok uzağa gidemediğini görebiliyordum. Bunu sağlayacak bir belgesel film hazırlamak istedim. 

Medya Üren anlatıyor | #sözgayretlerin

Deprem olduğu gün Diyarbakır’daydım. Burada yaşıyorum zaten. Daha gün aydınlanmadan haberci arkadaşlarla yıkılan binalara ulaştık. Hava dışarıda durulmayacak kadar soğuktu ve bütün kent; çocuk, yaşlı, hasta herkes dışarıdaydı. Yıkılan binaların olduğu yerde büyük bir panik hakimdi. Benim için de farklı değildi.

Habercilik yaptığım süreç içindeki en zor durumla karşı karşıyaydım. İnsanlar muhatap bulmakta zorlanıyordu. Haberciler olarak biz de öyle.

Diyarbakır’da diğer deprem kentlerine göre daha az bina yıkılmış olsa da yine de başlangıçta devlet kurumlarının temsilcileirni, yetkililerini görmek hiç mümkün olmadı. İlerleyen zamanlarda, burada depremi yaşayanlar tanığıdır, halk olağandışı bir çabayla örgütlendi. Barınma ve temel ihtiyaçlar için çoğu sivil yapı inisiyatif aldı. Daha sonra diğer deprem bölgelerine gittiğimde Diyarbakır’ın sivil alanda diğer şehirlere göre etkileyici biçimde hızla dayanıştığını fark ettim. Şehirde giderek güçlenen bu inisiyatifler diğer kentlere de kendi kurdukları bağımsız oluşumlarla destek sağladı. Bunun konuşulmaya değer olduğuna inanıyorum. Çünkü bu tür felaketlerde ilk müdahaleyi hiçbir zaman resmi kurumlar yapmıyor maalesef. Bu felakette burada yaşayanlar olarak bunu bir kez daha deneyimledik. Halkın öz gücü ve dayanışma isteği çok belirleyici. Diyarbakır’ın da bu anlamda önemli bir sınavı geçtiğine tanıklık ettim. 

Depremin ikinci gününde Adıyaman ve Pazarcık (Maraş) hattında çalışmak için yola çıktım. Adıyaman’ın merkezine vardığımda depremi başka türlü hissettim. Sanırım ilk günler yaşadıklarımı, tanıklıklarımı izah etmem mümkün değil. Yine çok fazla çaresiz insan vardı. Çok fazla yıkım vardı. Karmaşa vardı. İlk günler barınma ve beslenme ciddi problemdi. Her yıkılmış binanın başında battaniyelere sarılı canlı ve cansız bedenler görüyordum. İnsanlar gece gündüz fark etmeksizin yıkıntıların başındalardı. Çıkarılan cenazeler uzun süreler bekletiliyordu. Binlerce yıkılmış binanın her birinde kurtulmayı bekleyen insanlar vardı. Adıyaman, Gölbaşı ve köylerde yıkım çok daha büyüktü. Pazarcık buralara nazaran biraz daha ayakta görünüyordu. Doğrusu bu anların çoğuna sadece tanıklık ettim. Deklanşöre basmak anlamını yitirmişti bende. İlk günler barınma, tuvalet, yemek gibi ihtiyaçları karşılamak oldukça zordu. Ben de araba da yatıyordum geceleri. Ancak hava çok soğuk olduğu için çok az uyuyabiliyordum. Bir kadın olarak tuvalet ve temizlik ihtiyaçlarını gidermekte de epey zorlanıyordum. Ben şu an bile onca insanın özellikle kadınlar ve çocukların bu olağanüstü zor süreci nasıl atlatabildiklerini idrak edemiyorum. Pek çoğu muhakkak o süreci hala yaşıyordur, atlatamamıştır ama benim söz ettiğim sadece ruhen değil aynı zamanda fiziken ölmek de çok mümkündü o koşullarda. Ancak bütün bu karamsar tablo içinde sivil dayanışmaların insana güç verdiğinden de bahsetmeliyim.

İlk günlerin şoku atlatılınca dayanışma ağları bölgeye ulaşmaya başladı. Bizim için de çadır ve barınma alanları kuruldu. Tamamı sivil inisiyatifler adına orada bulunan bu insanlar başka kentlerden gelen yardımları depoluyor ve alana ulaştırıyordu. Bu süreçte ben de alanda edindiğim bilgileri bu inisiyatiflere ulaştırıyor böylece bir işe yarama duygusu ile yavaş yavaş kendime geliyordum.

İlerleyen süreçte özellikle Alevi nüfusunun yoğun olduğu alanlara haber için gitmeye başladım. Çünkü bu mahallerin ihmal edildiğine dair çok fazla şikayet duyuyorduk. Resmi kurumlar alana inmeye başlayınca şikayetlerin sesi de yükseldi. Pazarcık ve Adıyaman’da yaşayan Aleviler yakın tarihte çeşitli dramatik toplumsal olayların ortasında kalmışlardı zaten. Bu civarda yaşayan Alevi nüfusunun büyük oranda Avrupaya göç ettiğini de biliyordum. Pazarcık’taki sivil dayanışmalar vesilesiyle Avrupadan gelen pek çok kişi ile tanıştım. Aynı zamanda köy ve kent merkezlerindeki cemevleri temel ihtiyaçların karşılanması için önemli inisiyatif almıştı. Yardım etmek ve haber hazırlamak için gittiğimiz uzak köylerin çoğunun temel ihtiyaçlar noktasında Avrupadaki insanların katkılarıyla örgütlendiğine tanıklık ettim. Ancak bu süreç içinde varlığı en az hissedilen resmi kurumlar olmuştu. Bununla ilgili pek çok haber ürettim. İnsanlar depremin korkusunun yanında sahiplenilmemiş olmamın kırgınlığı ve kaygısını da yaşıyordu.

Bazı yerlerde cenazeler günlerce yıkıntıların arasında kaldı. Onlarca cenazenin uzun süre yan yana bekletildiği ve hiçbir resmi muhatap bulmadan defnedildiği köyler biliyorum. Bu köylerin nerdeyse tamamında kurtulan insanlar yine komşularının ya da sivil halk inisiyatiflerinin yardımıyla ayaktaydı. Tarafsız bir haberci olarak gördüklerim, duyduklarım bundan daha fazlasıydı belki ama asla daha azı değildi.

Bilindiği gibi ilerleyen zamanlarda çadır alanları kuruldu. Buralarda yine aynı ayrımcılığı izlemek mümkündü. Sanıyorum bütün bunlar halihazırda var olan sorunlarla buluşunca Alevilerde önemli bir umutsuzluğa neden oldu. İlk günlerden itibaren çok fazla göç ettiklerini gördüm, duydum. Gidebilenler yurt dışına gitmişti kalanlar da gitmek için yol arıyordu. Bu hızlı göç ve elbette depremin yıkıcılığı önemli bir demografik değişime sebep oluyordu. Bu, gelecekte kültürel birikimi, devamlılığı, davranış biçimlerini, üretimi doğrudan etkileyecek bir değişimdi. Aleviler için aynı zamanda yüzlerce yıldır ait oldukları topraklardan tamamen kopma riskini barındırıyordu. Bu bölge hakları ya da insanlığın ortak hafızası olan kültürel değerlerin, yaşam felsefesinin değişmesi ya da kaybolma riskini de barındırıyordu. İnsanların bu hızlı değişimden, göçten ya haberdar olmadıklarını ya da ileride sebep olabileceği şeylerin henüz farkına varamadıklarını gördüm. Herkes çok fazla göç olduğunu söylüyordu. Köylerin, mahallelerin kısa sürede boşaldığı anlatılıyordu ancak onların seslerinin çok uzağa gidemediğini görebiliyordum. Tüm bunları anlatan bir belgesel film hazırlamak istedim. Hem depremin yarattığı tahribatı anımsatmak hem de bu demografik değişimden herkesi haberdar etmekti amacım.

gayret özel desteğinin katkısıyla hayata geçirdiğim filmim üzerinde çalışmayı sürdürüyorum. Çünkü söz konusu demografik değişimin yarattığı tahribatların farklı boyutları var. Bu nedenle olup biteni takip etmeye devam ediyorum.

Ben bu deprem sürecinde sivil inisiyatiflerin yani halkın kendi öz gücünün, dayanışma motivasyonunun her türlü resmi yapıdan daha kuvvetli ve gerekli olduğunu gördüm. Bu anlamda bu motivasyonun artırılması, halkın bilinçli bir şekilde dayanışmasını sağlayacak faaliyetlerin çoğaltılmasını çok önemli buluyorum. Sivil Düşün’ün gayret özel desteği tam da buna hizmet ettiği için oldukça değerli. Alanda benim gibi çalışan pek çok arkadaşımın bu desteklerle farklı üretimlere giriştiklerini izledim. Ben de belgeselimi ilgili kurumlarla ve sosyal medya aracılığıyla insanlarla paylaştım. Elbette ne yaparsak yapalım sorunların devam ediyor. Ancak bir değişim olacaksa tıpkı deprem sürecinde olduğu gibi olağanüstü bir halk dayanışması ve inisiyatif alma gücüyle gerçekleşeceğini biliyorum. Dayanışmaya ben de kendi üretimlerimle küçük de olsa katkı sunmaya devam edeceğim. Başka türlü, şahitlik ettiğimiz bunca şeye tahammül etmek mümkün olmayacak. Bu tür felaketlerin ardından daha iyi bir yaşamı kuracak asıl gücün bizden geldiğini daha iyi kavrayabilir ve hayatı öyle sahiplenebiliriz. Belgeselimle hafızalara bırakmak istediğim en önemli bellek parçası bu.

Sağlık iyileşiyor: Gençlerle gençler için çalışmak neyi onarır?

Kadın, çocuk, genç, LGBTİ+, yaşlı ve engelli dostu alanların yokluğu hem güvenlik hem de temel ihtiyaçların karşılanmasının önünde zorluklar yaratabiliyor. Farklı grupların özelleşmiş ihtiyaçlarına yönelik yapılan çalışmalar son derece önemli.

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği anlatıyor | #sözgayretlerin

Merhaba, biz Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (Y-PEER Türkiye) ekibi. Gençlerin cinsel haklar, toplumsal cinsiyet, aktif yurttaşlık ve insan hakları alanında çalışmalar yürüten bir gençlik örgütüyüz.

Gençlerin sadece genç oldukları için ortak deneyimleri var. Fakat bunun yanında farklı gençlik gruplarının özel ihtiyaçlarının olduğunun da farkındayız. Bazı gençlik gruplarının marjinalleştirildiğini ve seslerinin yeterince dinlenmediğini, duyulmadığını düşünüyoruz. Temel savunuculuk alanımız cinsel haklar. Cinsel haklar insan haklarıdır, diyerek çıktığımız bu yolda hiçbir genci geride bırakmadan hak temelli çalışmaları sürdürmeye devam ediyoruz.

Bugün sözü biz devraldık. Sizlere biraz kendimizden bahsetmek ve depremin birinci yıldönümünde bölgede neler oluyor, bu arada biz neler yapıyoruz anlatmak istedik. Aslında hayatımızı ve çalışmalarımızı değiştiren bu depremden önce de gençlik gündemlerini her zaman masada tutmayı, gençlerin ihtiyaçlarını görünür kılmayı amaç edinerek çalışan bir ekiptik. Ankara, İzmir, Diyarbakır ve Hatay’daki gençlik merkezlerimizde gençlerin güçlenmesine, haklara ve hizmetlere kolaylıkla erişmelerine yönelik çalışmalarımız var. Aynı zamanda online platformlarda aktif çalışmalar yaparak gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı başta olmak üzere çok çeşitli başlıklarda doğru bilgi, tutum ve yaklaşımla buluşmalarını sağlamak gayretindeyiz.

Deprem sonrasında da bu amaç ve hedeften şaşmadan bulunduğumuz bölgelerde hakları koruyup kollayan çalışmalarımıza devam ettik. Öncelikle Diyarbakır ve Hatay’da deprem sonrası akut dönemde özellikle kadın ve kız çocuklarının özelleşmiş hijyen ihtiyaçlarının giderilmesi ve konunun gündemde kalması için çaba ortaya koyduk. Psikososyal destek faaliyetleri ve psikolojik ilkyardım çalışmalarıyla özellikle gençlerin yas süreçlerini yaşamalarına ve bu süreçteki destek mekanizmalarına ulaşmalarına aracı olduk.

Diyarbakır gençlik merkezimizde, geçici barınma alanlarında depremden etkilenen  nüfusu, haklarına dair bilgilendirip her türlü destek mekanizmasına temasta olabilmelerine katkı sunduk. Hatay Samandağ’da bir gençlik yerleşkesi kurarak hem hizmet sunumu alanımızda hem de çadır alanlarında mobil araçlarla hizmet sunduk.

Yalnızca afet bölgesinde değil, depremden etkilenenlerin göç ettiği Ankara ve İzmir illerindeki gençlik merkezlerimizde de psikososyal destek çalışmalarımızı, farkındalık oturumlarımızı sürdürdük; ihtiyaçların karşılanması için yönlendirmeler yaptık. Aynı zamanda gençlerin cinsel sağlık ve cinsel haklar konularında doğru bilgiye ulaşmaları için oluşturduğumuz kapsamlı cinsellik eğitimi dijital platformu olan bizimaramizda.org’da cinsel sağlık ve üreme sağlığı destek formu açtık; burada yöneltilen soruları yanıtladık, depremden etkilenen gençler için temel cinsel sağlık materyalleri olan ped, günlük ped, gebelik testi ve kondom ürünlerini temin ettik.

Bu süreçte geride bırakılan gençlerin ihtiyaçlarını görünür kılmaya ve kriz dönemi dışında da ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan gruplara yönelik savunuculuk yapmaya devam ediyoruz. Tüm çalışmalarımıza genç akranlarımızı dahil ederek mekanizmalar oluşturuyoruz.

Cinsel haklar alanında sunduğumuz hizmetler dışında fark ettiğimiz en önemli ihtiyaçlardan biri de gençlerin sosyalleşme alanlarının kısıtlı olması ve potansiyellerini ortaya çıkaracak etkinlik ile atölyelerin eksikliğiydi. Bu ihtiyaca cevap vermek adına, Sivil Düşün’den aldığımız gayret desteğiyle birlikte hareket ettik.

Yola çıkarken amacımız gençler ve uzmanları bir araya getirerek sosyal etkileşimlerini güçlendirmek ve potansiyellerini keşfetmelerine olanak tanımaktı.

Gençlerin katılımıyla oluşturduğumuz özel alanlarda çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik, onların yaratıcılıklarını ortaya çıkarmalarını, ekip çalışması gibi yöntemlerle kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlamaya çalıştık. Yan yana gelişlerimiz arttıkça dayanışmanın ve bir arada olmanın bizler için ne kadar değerli olduğunu tekrar keşfettik.

Sözümüzü sonlandırırken bölgede hala varlığını sürdüren sorunlara dair de birkaç kelam etmek istiyoruz. Özellikle Hatay’da su, barınma, hijyen, eğitime erişim gibi ihtiyaçlar halen tam olarak karşılanmış değil. Bu da birçok sorunu beraberinde getiriyor. Kadın, çocuk, genç, LGBTİ+, yaşlı ve engelli dostu alanların yokluğu hem güvenlik hem de temel ihtiyaçların karşılanmasının önünde zorluklar yaratabiliyor. Bu noktada farklı grupların özelleşmiş ihtiyaçlarına yönelik yapılan çalışmalar son derece önemli. Depremin ilk anından bugüne yapılan çalışmalara katılan ve destekleyen aktivistler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, gönüllüler ve tüm vatandaşlara çok teşekkür ederiz. Dayanışmamız var oldukça çok güçlüyüz.

Ma rıhna nehna hon! 

Buradayız, gitmiyoruz!

Web siteleri için tıklayın

Instagram için tıklayın

Şehirler iyileşiyor: Kadınlar yeniyi yaratmak için nasıl güçlenir

Kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlarsak depremden etkilenen şehrimizi yeniden onarmak yolundaki dayanışmamız her mahallede büyüyerek kalıcı olacak.

Samandağ Dayanışma Evleri anlatıyor | #sözgayretlerin

Bizler Samandağ Dayanışma Evleri olarak 8 Şubat 2023’te depremin yarattığı etkiyi dayanışarak aşmak üzere bir lise bahçesinde bir araya geldik. Yerelden, yani Samandağ’dan ve şehir dışından gelen gönüllüler olarak birbirimizi tesadüfen, güvenli yer ararken bu lise bahçesinde bulmuş olduk.

Samandağlılar olarak, depremin neden olduğu kayıplarımıza ve yaşam koşullarımızdaki köklü değişikliklere rağmen, 13 Şubat’ta acil barınma, sağlık, beslenme, hukuki destek ve psikososyal yardım alanlarında koordinasyon sağlamak amacıyla mahalle dayanışma evlerini kurduk. Bu süreçte, dağıtım, arama kurtarma çalışmalarının yanı sıra çocuklar için psikososyal destek ve kadın dayanışmasını güçlendirmek amacıyla kadın buluşmaları gibi faaliyetler düzenledik ve bu çalışmalara devam edeceğiz.

18 Mart günü, 6 Şubat’ta gerçekleşen depremin 40. gününde, birçok mahalle Hüznümüz İsyanımızdır diyen kadınla Samandağ sokaklarında depremi ve sonuçlarını unutmamak, unutturmamak için buluştuk. Dayanışmalardan çıkan bu yürüyüş kararı yas sürecinin yaşanması için de alan açtı.

Kadın dayanışmasının yeniyi yaratacak güç olduğuna inanıyoruz. Burada yaşamakta ısrar edenlerle şehir dışındaki gönüllülerimiz arasındaki bağları kuvvetlendirerek şehrimizi birlikte yeniden inşa edeceğiz.

Hayalimize giden yolda üretimin, üreticinin yanında olmak üzere bir kadın kooperatifi kurduk. Rihen Kadın Kooperatifi, Samandağ’da mahalle odaklı dayanışma ve yerel güçlenmeyi temel alıyor, yerel üretimi destekliyor ve güçlü dayanışma ağları oluşturarak toplumsal refahın kalıcı hale gelmesine kafa yoruyor. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlarsak depremden etkilenen şehrimizi yeniden onarmak yolundaki dayanışmamız her mahallede büyüyerek kalıcılaşacak. Bunun için her mahallemizde yaşam alanlarını kadınların liderliğinde üretim alanlarına dönüştürme gayretindeyiz. Bu yolda Sivil Düşün’ün gayret özel desteği de yanımızda oldu.

Samandağ Dayanışma Evleri olarak süreç içinde şehir dışından gelen birçok gönüllüyü ağırladık. Bugün RASCOPROJECT adıyla gönüllüler tarafından planlanan bir projenin paydaşıyız. Londra – Samandağ hattında bir bağış kampanyası başlatmaya hazırlanıyoruz. Şimdiden güçlüyüz. Hareket ediyoruz. Hareketle dönüştürüyoruz.

 

Instagram için tıklayın

Twitter için tıklayın

Planlar iyileşiyor: Akıllıca iş birliği neleri mümkün kılar?

Bütünsel, döngüsel ve onarıcı yaklaşımlar haricindeki hiçbir çabanın bölge insanlarına fayda sağlamayacağı ancak kısa vadeli geçici çözümler getireceğini gördük.

Emre Yıldırım anlatıyor | #sözgayretlerin

6 Şubat sonrasında hızlı harekete geçen arkadaşlarımıza nazaran sürece bir adım uzaktan baktık. Acil olanlar kadar orta ve uzun vadeli ihtiyaçlar da vardı; biz de bunlara destek için Emre Rona ile birlikte Hatay’a doğru hareket etmeye karar verdik.

Yola çıkmadan önce, bölgedeki dostlarımızdan yıkımın en çok olduğu desteğin ise yetersiz kaldığı yerleri öğrenerek kendiliğinden oluşan kolektif ve dayanışmaların adreslerini aldık ve ilk temasları kurduk. Yereli, yaraları ve yaşanmışlıkları duymadan yapılan plan ve projeleri rafa kaldırma niyetindeydik. Eş zamanlı olarak, Elif Gerek de aynı içgüdüleri taşıyarak yola çıkmıştı deprem bölgelerini ziyaret etmek üzere. Elimiz boş gitmemek için,  Emre’nin deneyimli olduğu tuvalet, sanitasyon, atık gibi konularda fayda sağlamak ve salgın riskine karşı denemeler yapmak için Permakültür Afet Grubunun desteğiyle bir miktar etkin mikroorganizma almıştık yanımıza. Gider gitmez aşevleri, getto mahalle konteyner kentler, topluluk alanları gibi noktalarda uygulamalar yapmaya başladık.

Hem depremden etkilenenler hem de destekçilerle görüşerek ihtiyaçları anlama fırsatımız oldu. Samandağ ve Defne bölgesindeki kolektif ve dayanışmalarla ile bir araya geldikçe farkına vardık ki, aynı bölgelerde benzer faydalar için benzer çalışmalar yürütülüyordu. Biz de kendi yaşadığımız bölgedeki yangınlar sırasında Telegram chatbot ile harita üzerinde odak alanlarını, kapasite ve ihtiyaçları belirleme gibi çalışmalar yapmış ve deneyim kazanmıştık. Şimdi bu deneyimleri deprem bölgesine aktarma zamanı gelmişti.

Bu arada Samandağ, Cumhuriyet Mahallesinden bir vatandaştan, küçük çiftçilerin tarım ürünlerinin satılamadığını, tarlada kaldığını ve ziyan olmaya başladığını duyduk; şehir dışından alıcı oluşturmak için destek istiyordu. Farkına varmaya başlamıştık ki, hem bölgede hem de bölge dışından gelen destekler geçiciydi ve iletişim, koordinasyon, kaynak, emek yönetimi gibi bakımlardan verimsiz ilerliyordu. İhtiyaç açık ve net ortaya çıkınca çözüm de geldi: Yaklaşık 10 üreticinin tarlasında hasada hazır halde bulunan domates, marul, biber, ıspanak gibi ürünlerin deprem bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması şartıyla kaynak oluşturuldu ve mahalle gönüllüleri hasadı gerçekleştirip bölgedeki aşevlerine dağıttı.

Bu süreç bizim için epey öğretici oldu; bütünsel, döngüsel ve onarıcı yaklaşımlar haricindeki hiçbir çabanın bölge insanlarına fayda sağlamayacağı ancak kısa vadeli geçici çözümler getireceğini deneyimledik. Destekçilerin enerjisini daha orta ve uzun vadeli çalışmalara yaymasını sağlamanın önemini gördük ve bu bizim de tek gayemiz haline geldi. Onarıcı yaklaşımları temel alarak ekolojik, ekonomik ve sosyal hakları korumak; dünyayı, canlıları gözeterek zaman, para ve enerji fazlasını paylaşmak; eski öğreti, gelenek ve uygulamaları hatırlayan birlik olmuş bölge insanına ve bu tür yaklaşımları desteklemek isteyen ulusal çapta kişi ve topluluklara dokunmak istedik.

Yedi ay boyunca temas kurduğumuz, orta ve uzun vadede bölgede köklü hareketler yaratmaya çalışan ya da bunu başarmış arkadaşlarımızla bir araya gelmek istedik. Bu kişiler eğitim, üretim ve iyileşme pratiklerinde halihazırda belli bir yol almış durumdaydılar. Biz de bu birikimlere hem saygı içinde hem de onlardan yararlanarak, yerel dinamikler ve alışkanlıklara müdahale etmeden, donanımımızı olağan akışın içinde paylaşmak ve onu gerekli belli alanlara adapte etmek niyetindeydik.

Onarıcı Tasarım Topluluklar Buluşması ile deprem bölgesinde çevre dostu ve sürdürülebilir onarım sürecine odaklanan farklı oluşumları bir araya gelmeye davet ederek bölgede yürütülen çalışmaları derlemeyi böylece süreç içerisindeki diyalog ve destekleri daha da güçlendirmeyi amaçladık. Ayrıca, buluşmada geleceğe yönelik topluluk temelli faaliyetlerin neler olabileceğini değerlendirdik. Buluşmanın temel amacı, deprem bölgesinde onarım sürecinde iş birliği, ortaklık ve ağ oluşturarak etkili koordinasyonu arttırmaktı.

Bilgi, donanım ve kaynaklar sınırlı iken, ortaya konulan çabaların görünür, süregelen, birbirini besleyen ve destekleyen bir çatıda buluşması önemli. Erişilebilir olması gereken ihtiyaçların, hangi topluluğun hangi bilgiye sahip olduğunun açık kaynak olarak paylaşılması gerekiyor. Herkesin etkileşim haritlarının, bu bilgi ve etkileşimlerden öğrenilenlerin açık kütüphane haline getirilmesi lazım. Yaşamış olduğumuz deprem bize en zayıf halimizi gösterdi, bu halde iken ilk refleksimizden bugüne kadar olan süreçte nelere dokunuldu, neler kalıcı oldu ya da olmadı, nedenleriyle incelenmeli ve bilginin yayılmasına dair çalışan topluluklara anlatılmalı.

 

Instagram için tıklayın

Hukuk iyileşiyor: Bilgiye eriştikçe adalete erişir miyiz?

Yalnızca depremlerde değil yaşanacak tüm krizlerde herkesin yaşama hakkının en yüksek standartlarda korunması için hukuk bir savunuculuk aracı olmalı.

Fatma Işık Öz anlatıyor | #sözgayretlerin

Merhaba, ben Avukat Fatma Işık Öz. İzmir’de yaşayan bir serbest avukatım. Afetler, iklim değişikliğinin yol açtığı felaketler, salgın gibi çoklu krizler döneminde kadınların adalete nasıl erişebileceklerine kafa yoruyor ve bu alana odaklı çalışmalar yapıyorum. Aynı zamanda Hukuk Pusulası projesinin kolaylaştırıcılığını yürütüyorum.

6 Şubat Depremi ile birçok alanda olduğu gibi adalete erişimde de hak ihlallerinin yaşandığını ilk günden itibaren bölgeye yaptığımız saha ziyaretlerinde gördük. Pek çok depremzede haklarının farkında olmadan, doğru bilgiye erişim sağlayamadan hak kayıplarına maruz kalmış, depremin yarattığı travmanın etkisiyle hak arama süreçlerini unutmuş durumdaydı. Halbuki deprem sonrasında yerel ve ulusal birçok kişi ve kurumun sorumluluğunu hatırlatmak gerekiyordu. Hukuk Pusulası böyle bir yaklaşımla ortaya çıktı. İzmir’de görev yapan ve afetin ilk anından itibaren gerek deprem bölgesinde yaşayan gerekse de İzmir’e göçenlerin hukuki sorunlarına destek olma motivasyonu taşıyan avukat arkadaşlarımızla birlikte depremden etkilenenlerin ceza hukuku, özel hukuk ve idari hukuk yönünden doğru ve güvenilir bilgi ihtiyaçlarına yanıt verebilecek bir mekanizma yarattık. www.hukukpusulasi.org  web sitesi ve mobil uygulaması ile depremden etkilenen kişilere gönüllü katkı sunmak ve akıllara takılan sorulara karınca kararınca cevaplar üretmek istedik. Çünkü biliyoruz ki ülkemizde adalete erişim pahalı bir yolculuk ve avukat tutmak ya da hukuki danışmanlık almak kapsamlı bir süreci yürütmek demek. Bizler de deprem sonrası hayallerini, evlerini, yakınlarını, gelirlerini kaybeden kişilerin bu alanda daha fazla hak ihlaliyle karşılaşmasını önlemek için gayret özel desteğiyle Afet Sonrası Hukuk Pusulası çalışmasını hayata geçirdik.

Ulusal ve yerel afete hazırlık ve müdahale sistemlerinde on yıllardır çeşitli iyileştirmeler gerçekleştiriliyor. Tüm bunlara rağmen afetlerin insani ve ekonomik etkilerini yönetme konusunda hala zorluklarla karşılaştığımız aşikar. Bu durumun Türkiye’de hukuk bağlamında ele alınması ve afet hukuku kavramının kağıt üzerinde kalmadan toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaç ve beklentilerini ele alarak planlanması gerektiğine inanıyoruz. Afet hukukunun Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi sözleşmeleri ve standartlarına uygun olarak güçlendirilmeye ihtiyacı var. Bunun afet öncesi, sırası ve sonrasındaki süreci kapsayacak şekilde yapılması ise olmazsa olmaz. Kahramanmaraş Depremleriyle bu gerçeğin bir kez daha farkına varmış olduk.

Bizler en temel insan hakkının yaşama hakkı olduğuna inanıyoruz. Yalnızca depremlerde değil yaşanacak tüm krizlerde, ki biz bunu ekip olarak çoklu kriz olarak tanımlıyoruz, herkesin yaşama hakkının en yüksek standartlarda korunması için mutlaka hukuk bu süreçte bir savunuculuk aracı olarak kullanılmalı. Adalete erişim bu bakımdan geliştirilmesi ve korunması gereken önemli bir tematik alan.

Sivil toplum aktörleri, çalıştıkları tematik alanların yanı sıra hukuku bir referans noktası olarak alıp bizce izleme ve savunuculuk çalışmalarını şu soruları sorarak derinleştirebilirler:

Ülkemizdeki yapısal belgeler afete hazırlık ve müdahale için güçlü bir kurumsal çerçeve sağlıyor mu? Yapısal belgeler kadın, yaşlı, engelli, çocuk, mülteci, LGBTİ+ gibi dezavantajlı grupların afete hazırlık ve müdahale faaliyetlerine dahil edilmesini ve bu faaliyetler tarafından korunmasını sağlayacak tedbirleri içeriyor mu?

Sivil toplum bu sorulara yanıt aramanın peşine düşerek çalışırsa, adalet sistemi Türkiye’de çoklu krizlere yanıt verebilecek şekilde yeniden ele alınabilir.

Bu arada Hukuk Pusulasına www.hukukpusulasi.org web sitesinden ve yakında Google Play üzerinden erişim sağlayabilirsiniz. Hukuk Pusulası ile afet dönemlerindeki haklarınız için merak ettiklerinizi ücretsiz olarak avukatlarımıza danışabilir, bilgilendirici videolarımızı izleyebilir, podcastlerimizi dinleyebilirsiniz.

Instagram için tıklayın

Web sitesi için tıklayın

Skip to content