1. Anasayfa
  2. /
  3. Haber Arşivi
  4. /
  5. Vakıf ve sivil toplum

Vakıf ve sivil toplum

Mehmet Yıldıran*

Vakıf, Türkiye tecrübesi ölçeğinde değerlendirildiği zaman geniş ve derin bir içerikle karşımıza çıkmaktadır. Bu derinlik cumhuriyet öncesi oluşmuş vakıfların içeriği dikkate alındığında İslam hukuku temelinde Anadolu topraklarında son bin yıllık tarihi macerayla zenginleşmiş büyük bir entelektüel sermaye ile beraber, kurumlar ve eserler meydana getirmiş bir fenomen olarak kendini göstermektedir. Tanzimat’la kurumsallaşmaya başlayan modernleşme dikkate alındığında yaklaşık son iki yüzyıllık süreçle bugünkü yönetim sistemine ulaşmıştır. Vakıf kurumu, Cumhuriyetin ilanı ile başlayan süreçte medeni kanunla hem esas hem tüzel kişiliğin oluşumu ile yeni ihtiyaçlar ölçüsünde tarihi mirası benimsemiş, örgütlenmenin de bir unsuru olarak geniş bir alanda yer almıştır. Türkiye gibi imparatorluklar mirası taşıyan modern devletlerin dönüşmesi süreç gerektirmesinin yanında, taşıdığı mirasın yükü ölçüsünde avantajlar ve dezavantajlar da taşımaktadır.

Selçuklu devlet ve kurum tecrübesinin de izlerini taşıyan Osmanlı sisteminde bugünkü kamu hizmetlerinin çoğunluğunun yürütüldüğü vakıf sisteminin ne ölçüde geniş ve sosyolojik bir alana temas ettiğini, bugün kamu hizmetlerinin tematik başlıklarını sıralayarak görebiliriz. Bugünkü pek çok merkezi ve yerel idare eliyle yürütülen hizmet – ki bazen bu hizmetler güvenlik hizmetini de içine almaktadır – vakıf sistemi içerisinde yürütülmüştür. Zamanla modern devlet sistemi ve günlük ihtiyaçların çeşitlenmesi ile ortaya çıkan kurumlar bu tür vakıfların ve onlara bağlı kurumların yerini almaya başlamıştır. Çok unsurlu bir yapısı olan ve demografik çeşitlilik gösteren Osmanlı İmparatorluğu’nun modern dönemde ana unsurdan ayrı farklı etnik ve dini unsurların kurumları da Türkiye’deki vakıf sistemi ile varlığını sürdürüyor. Bu da vakıf kurumunun taşıdığı tarihi misyonun ne ölçüde önem ve değer taşıdığını göstermektedir.

Tanzimat’la başlayan İmparatorluğu yeniden tanzim etme döneminde tanımlanan bu tüzel kişilerin, ulus devlet modelinde vakıf sistemi üzerinden yeniden formüle edilmesinin, sosyal ve siyasal ihtiyaçların düzenlenmesinde sofistike bir sivil toplum işlevi sergilediğini söyleyebiliriz. Ağırlıklı olarak Osmanlı dönemi birikimini oluşturan geleneksel vakıf mirasımızın modernleşme sürecine kadar olan dönemini bir bütün içinde değerlendirerek sivil toplum kavramının bugünkü karşılıklarını her yönüyle bulmak mümkün değildir. Vakıf odaklı sosyal yaşamın motivasyonunu oluşturan siyasal ve sosyal değerler kendi ikliminde dönem insanının birlikte yaşam ve inisiyatif oluşturmaya zemin oluşturduğunu söyleyebiliriz. Vakıf yoluyla oluşmuş, vakıf sistemi ile idare edilen ve sürdürülen dini mekanlar, hayır kurumları, eğitim yapıları, gerek külliyeler halinde gerekse ayrı ayrı unsurlar ile insanların geleneksel olarak bir araya geldiği odaklar olduğu düşünüldüğünde sivil toplum alanı ile ilişkilendirebiliriz. Bazı sosyal ve siyasal meselelere bu mekanlarda çözüm bulunduğu hatta denilebilir ki otorite karşısında dahi buralarda örgütlenildiği düşünülürse bugün devlet dışı organizasyon olma yönüyle dolaylı da olsa vakıf kurumunu klasik dönemde siyasal ve sosyal alanın önemli bir manivelası olarak görebiliriz ya da en azından bu yönüyle de değerlendirilmeye değerdir.

Osmanlı gibi uzun ömre sahip bir devletin varlığı süresince bütün bu vakıf-sosyal tabakalar ilişkisi değişmeler göstermektedir. Ancak kurum kendi varlığını ve özünü sürdüre gelmiş ve Cumhuriyet döneminden Medeni Kanun’da kurulma biçime esas teşkil eden “mal varlığı” olma sistemini sürdürmüştür. Bununla beraber diğer taraftan insanların örgütlenme mekanizması olarak işlev görmüş olan vakıf kurumu, özellikle 12 Eylül darbesi ile kapatılan derneklerin yerine örgütlenme unsuru olarak başat bir dönem de geçirmiştir.

Seksenli yıllardaki vakıf kuruluş sayısındaki artışı ve dernek olarak örgütlenmenin yasakçı ara dönem etkisi olduğunu söylemek mümkündür. İki binli yıllarla başlayan hızlı değişim ve dönüşüm sonrası 2008 yılında değişen vakıflar mevzuatı vakıf kurulmasını ve denetimini kolaylaştırmıştır. Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren vakıflar yönetim biçimine göre tasnif edildiği zaman şu şekilde bir tablo çıkmaktadır: 267 mülhak vakıf (kurucularının belirlediği şartları doğrultusunda mütevelli ile yönetilen), 167 cemaat (azınlık) vakıf, 5048 Yeni Vakıf (medeni kanuna göre kurulmuş) olmak üzere toplam 5481 vakıf vardır. Yeni vakıflardan; Çevre Koruma Vakıfları ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları bin civarında bir sayıyı oluşturmaktadır. Diğer yeni vakıflar yaklaşık 4 bin civarındadır. Bunlardan yaklaşık beş yüzünün kamu vakıfları olduğunu düşünürsek sivil nitelikli üç bin beş yüz civarında vakıf faaliyet göstermektedir. Cemaat (azınlık) vakıfları ile beraber sivil nitelikler taşıyan dört bine yakın vakıf olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de vakıfların yönetim biçimine göre mazbut, mülhak, cemaat ve yeni vakıf olarak ayırmakla birlikte amaçları açısından bakıldığında çoğunlukla sağlık, eğitim, çevre, yardım ve dayanışma amaçlı olduğu görülecektir. Bütün bunlarla beraber kar amaçlı ve hak savunuculuğu yapan vakıfların da son yıllarda etkin bir toplumsal rol üstlendiği görülecektir. Her yönüyle sivil toplum alanına temas eden vakıflar, Türkiye’de derneklerin yaklaşık %5’i gibi bir oranda bulunmasının aksine istihdam rakamları ile aşağı yukarı aynı oranda istihdam sağlaması yönünden sivil toplum sektöründe önemli bir yer oluşturmaktır. STK’ların kamu karar alma mekanizmalarında yer alması katılımcı demokrasi açısından önemli bir değer taşımaktadır. Hizmet verilen kitlelerin ve örgütlenmiş unsurların en azından kendileri ile ilgili süreçlerin yönetiminde yer alması, gelişen demokrasilerin başat göstergelerindendir.

Tanzimat döneminden sonra özellikle Osmanlı taşrasında idare merkezlerinde ihdas edilen yerel meclisler pek çok kamu görevi üstlenmiştir. Bu görevlerden bazıları da vakıfların bazı meselelerinin bu meclislerde karara bağlanması ve bu meclisler marifetiyle yönetilmesidir. Bu meclislerde sivil unsurların da yer aldığı bir yapılanma mevcuttur. İdare meclislerinde sivil unsurlar dönemin demografik karakteri gereği eşit olarak temsil edilmektedir. Türkiye’de Medeni Kanun’dan önce oluşmuş yöneticisi kalmamış vakıfların idaresi ve temsili Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu temel uygulama biçimini ve örgütlenme yapısını Evkaf Nezareti’nden devralmıştır. Bununla beraber birçok uygulamayı Evkaf Nezareti’nden devralan Vakıflar Genel Müdürlüğü, idari yapılanmasını da Evkaf Nezareti’nden almıştır. Zaman içinde değişiklik gösteren ve Evkaf Nezareti döneminde de Nezaret bünyesinde Şura olarak var olan Vakıflar Meclisi, 2008 yılında çıkan Vakıflar Kanunu ile köklü olarak değişmiştir.

Tanzimat Dönemi oluşturulan idare meclislerine, yapısı, kurgusu ve işlevi itibariyle benzemesi ile Vakıflar Meclisi bugün 15 üye ile hizmet vermekte ve üyelerin hepsi her karara katılmaktadır. Tanzimat dönemi idare meclisleri ile sivil kişilerin karar mekanizmasına katılması açısından benzer olan bu yapıda 5 üye faaliyette olan Vakıflar alanından seçilerek gelmektedir. TBMM ve yerel idareler dışında Türkiye merkezi idare sisteminde örneği olmayan Vakıflar Meclisi’nin her türlü kararına meclis üyelerinin katılması sivil toplumun, vakıflar alanında kamu karar mekanizmasına katılması açısından önemli bir örneği oluşturmaktadır. Vakıfların sivil topluma ilişkin bu derece iyi örneğinin hayata geçirildiği bu uygulamanın aksine çağdaş dünya uygulamaları ölçüsünde uyumlaştırılmayı bekleyen sorunları mevcuttur.

Pek çok zaman “kamu yararı” kavramı ile karıştırılan ancak ifade edilmesinde ki amacın vergi muafiyeti olduğunu bildiğimiz sorunun daha geniş bir alanı kapsayacak şekilde düzenlenme beklentisi, sivil toplum camiasının en başat konusudur. Vakıflarda vergi muafiyetinin uluslararası ölçekteki iyi uygulamalar dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi ihtiyacı, sivil toplum alanında yapılan araştırma projelerine ve uzman kuruluşların raporlarına yansımıştır. Yapılan akademik ve uzman kuruluş çalışmaları ışığında vergi muafiyeti, gönüllülük tanımı başta olmak üzere “STK” tanımından başlayarak “kamu yararı” kavramı çerçevesinde eylem planında öngörülen çerçeve düzenlemede çözümlenmesi beklenmektedir. Türkiye tarihinde oynadığı tarihi rolü gereği pek çok alanla ilişkili özgün bir fenomen olan vakıf, sivil toplumun bir aracı olarak bugün çağdaş dünya uygulamalarına yakınlaşması ile çok da doğal nedenlerle yeni sorunlar ve alanlarla yüz yüzedir.

* Vakıf Uzmanı

Skip to content