1. Anasayfa
  2. /
  3. Haber Arşivi
  4. /
  5. YİRMİ YILDA İKİNCİ KEZ...

YİRMİ YILDA İKİNCİ KEZ YERİNDEN EDİLMEK: DİYARBAKIR SUR ÖRNEĞİ

1990’lı yıllarda devlet politikaları ile yerlerinden edilen Türkiyeli Kürtlerin günümüzde bir kez daha ve yine “güvenlik” sebebiyle yerinden edilme deneyimine Diyarbakır’ın Sur ilçesi örneği üzerinden bakılacaktır. Sur ilçesinde yaşayanların bir bölümünü, 90’lı yıllarda devlet politikaları sonucu köylerinden göçe zorlananlar oluşturmuştur. Aynı kesim bugün bir kez daha ‘güvenlik’ gerekçeleri ile ilan edilen sokağa çıkma yasakları sonucu ikinci bir zorla göçe maruz kalmıştır. Bu çalışmada, söz konusu ailelerin yaklaşık 20 yıl sonra ikinci kez yerinden edilme deneyimleri ve bunun toplumsal neticeleri ele alınacaktır. Yaşanan bu süreçte kamuoyuna birçok hak ihlali örneği yansımıştır. Yerinden edilenlerin yaşam, barınma, serbest dolaşım, eğitim, sağlık vb. birçok alanda temel insan haklarından mahrum bırakıldıkları görülmüştür. Yaşanan çatışmalar sonucu birçok ev, sokak ve mahalle tahrip edilerek yaşanamaz hale gelmiştir. Sözü edilen hak ihlallerinin yanında, ayrıca evlerini terk etmeyen birçok sivil yurttaşın da yaşamını yitirdiği bilinmektedir. Hak ihlalleri ve sivil kayıplarına rağmen insanların yaşadıkları çevreyi terk etmek istememe nedenleri de yine temel insan hakları bağlamında bu çalışmanın önemli bir başka noktasıdır.
İnsanların mekansallık ile olan bağı fiziksel algılamanın ötesinde boyutlar içerir. Zira insanların yaşadıkları mekan ile ilişki kurma biçimi aynı zamanda o mekan üzerinden bir kimlik geliştirme deneyimidir. Bu kimlik gelişimi aynı zamanda kişi ile mekan arasında bir aidiyet bağı gelişmesine de neden olur. Çalışmamızda Türkiyeli Kürtler üzerinde bir devlet politikası olarak süreklileşen zorla göç pratiğinin yarattığı hak ihlallerine bakarken, bu pratiğin topluluk üzerindeki aidiyet duygusuna ve kolektif hafızalarında mekan/mekansallık tasavvuruna etkisi de göz önünde bulundurulacaktır. Zorla göç ettirme hem çoklu hak ihlali içeren bir pratik olduğundan hem de bu pratiğe maruz kalanları mülksüzleştiren, topraksızlaştıran, belleksizleştirmeyi amaçlayan ve yaşam alanlarından koparılıp hızla fırlatılmalarına yol açan bir yapısı olduğundan bu mesele hem hak ihlali hem de aidiyet duygusu ve kolektif hafızayı esas alan ikili bir bakışı zorunlu kılıyor. Bununla birlikte, çalışmanın aynı zamanda yaşanan hak ihlallerinin telafisi ve mağduriyetlerin giderilmesi konusunda üretilecek politikalara katkı sunması hedeflenmektedir. Bu araştırma ile Türkiye’nin yerleşme, çalışma ve seyahat özgürlüğü ve dolayısıyla eğitim, sağlık ve güvenlik alanında köklü bir hukuki düzenlemeye ihtiyaç olduğunu göstermek amacındayız.

Skip to content