Film çekmek birçok açıdan zahmetli bir iş. En önemli zorluklardan biri de kaynak bulmak. Hele ki hak temelli bir film çekiyorsanız, tüm kapılar bir bir kapanabiliyor. Ali Cabbar, memleketinin hikayesini anlattığı filmi Bahçeler Put Kesildi’yi çekerken Sivil Düşün’den aldığı destek onun için önemli bir başlangıç noktası oldu. Bugün onu Altın Koza’da finalist olma heyecanını yaşatan Annemin Solgun Çiçekleri filmi, bu yolculuğun en güzel sonuçlarından biri. Hikayesini ondan dinlemek için, bu hafta sözü Ali’ye devrediyoruz!
Bahçeler Put Kesildi filmi, aslında benim doğup büyüdüğüm toprakların hikayesi. Bütün ailemin nesiller boyunca yaşadığı Manisa Sarıgöl’de geçiyor ve benim hikayemle de benzeyen yanları var. Ama asıl oradaki köylünün, çiftçinin hikayesi. Enerji şirketlerinin el koymaya çalıştığı topraklarda direnenlerin yaşadıklarının sadece bir bölümü. Güç sahiplerinin, sermaye sahiplerinin toprağı talan ederken geleceği, geçmişi ve bugünü de aynı anda yakıp yıkmasının hikayesi.
Film çekmenin kendisi zaten çok maliyetli ve kaynak bulması zor bir iş. Hele bir de hakları odağa alan bir film çekiyorsanız, daha da zor. Tam bu noktada yolum Sivil Düşün’le kesişti. Bundan yaklaşık 5 yıl önce, Sivil Düşün’ün bize can suyu olan desteğiyle çektik kısa filmi. En büyük kısa film festivallerinden biri olan Clermont Ferrand’da dünya prömiyerini yaptık ve ardından ülke ülke onlarca festival gezdik. Film gezerken hikayemiz de bizimle birlikte geldi, bu sayede yeni filmimiz için de ekip ve kaynak arayışlarımız hız kazandı.
Bu yıl Altın Koza’da finale kalan ilk uzun metrajlı filmim Annemin Solgun Çiçekleri de tam olarak bu ağ sayesinde ortaya çıktı. Sivil Düşün destekli filmimde bir araya gelen ekip ve bu yolda tanıştıklarımız bize uzun metraj için gerekli ilişkileri kurmak konusunda yardımcı oldu. Türkiye-Fransa ortak yapımı olan filmi, Clermont Ferrand’da hikayemi anlatma şansı bulduğum Arthur Cohen, Türkiye’den Marsel Kalvo ve benim yapımcılığımda, şimdi adını saymakla bitiremeyeceğim bir sürü insanın yoğun emek ve katkısıyla çektik. Tamamen kendi kaynaklarımızla, annemin köydeki evinde, köyün gerçek sakinlerini de dahil ederek çektiğimiz film bizim için çok güzel bir dayanışma örneği de oldu. Hikayemizi duyup gücüne inanan herkes bir ucundan tuttu ve bugün Altın Koza’dayız.
Biz ilk filmimden beri çalıştığımız ekibimle, bu hikayelerin görünür olmasına olan inancımızla canla başla çalışıyoruz. Bugün geldiğimiz noktada da Sivil Düşün’den aldığımız o can suyunun çok katkısı olduğunu düşünüyorum.