Kanserden koruyan bir aşı var ama buna herkes ulaşamıyor. Neden? Kadınların ve çocukların sağlık hakkı neden ekonomik imkana bağlı bir ayrıcalık haline geldi? Biz bunu kabul etmedik, mücadelemiz de böyle başladı. 2021’de Boyun Eğmeyen İlaç Emekçileri ile birlikte #HPVAşısıÜcretsizOlsun çağrısını yaptık. Sağlık Bakanlığı 2025 yılının sonu itibarıyla HPV aşısını ücretsiz erişilebilir hale getireceğini söyledi. Bu karar yıllardır süren ısrar, dayanışma ve çaba sayesinde geldi. Uygulama henüz başlamasa da örgütlü mücadelemiz sayesinde bu başarıldı.
Merhaba ben Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden Müjde Tozbey. Bu kez sözü ben devraldım. Sivil Düşünle yolum, #HPVAşısıÜcretsizOlsun kampanyası kesiştirdi. Hikayeme ortak olmanızı isterim, siz de isterseniz okumaya başlayın.
Kadın cinayeti, cinsel saldırı ve istismar davalarında gönüllü avukat olarak yer almaya yıllar önce Van’da başladım. İlk davadan bu yana gördüğüm en net tablo şuydu: Bir çocuğun korunması için yalnız bir avukat olarak yapabileceklerim sınırlı. Çocuk koruması kamusal, ücretsiz, laik ve bilimsel eğitim, erken çocukluk dönemini kapsayan kreş ve bakım hizmetleri ulaşılabilir bir sağlık sistemi ve kapsamlı sosyal destek ağlarını gerektiriyor. Dolayısıyla çocuk koruması dediğimiz şey, tek başına bir avukatın, bir sosyal hizmet uzmanının, bir öğretmenin ya da bir komşunun omuzlayabileceği bir mesele değil. Evet, hepimizin sorumluluğu var ama asıl ihtiyaç bütün bu çabaları bir araya getirecek bir kamusal irade.
Devletin görevi çocukları tek tek kurtarmak değil. Onları koruyacak ekonomik, sosyal ve hukuki mekanizmaları kurmak. O yüzden yalnızca profesyonel müdahalelerin toplamı da değil. Devletin kaynakları ve değerleri nasıl paylaştırdığına, kimin hayatını korumaya değer bulduğuna dair politik bir gösterge aynı zamanda. Bir çocuğun hayatına dokunmak, aslında geleceğin nasıl kurulacağına dair bir politik tercih. Yoksulluğun, şiddetin, adaletsizliğin belirlediği bir hayatın ortasında, bireysel iyi niyetler yetmiyor.
Yüzümüzü önce çocuklar ve kadınlara çevirmek, eşitsizliğin en sert yüzüyle karşı karşıya gelmek demek
Ülkemizde ve dünyada toplumsal eşitsizliklerin en görünür hali, kadınların ve çocukların yaşam koşullarında somutlaşıyor. Yoksulluk varsa ilk onlar aç kalıyor. Şiddet arttığında ilk onlar hedef alınıyor. Adalet işlemeyince en ağır bedeli onlar ödüyor. Yüzümüzü önce çocuklar ve kadınlara çevirmek, eşitsizliğin en sert yüzüyle karşı karşıya gelmek demek. Bu bir vicdan ya da iyilik meselesi olduğu için değil, ataerki ve kapitalizmle hesaplaşmayı gerektiren politik bir sorumluluk. Derneğimiz adını tam da buradan alıyor.
Biz Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nde kadın cinayeti, cinsel saldırı ve istismar davalarını gönüllü olarak üstleniyoruz. Mağdurlara ve yakınlarına hukuki desteğin yanında psikolojik destek de sağlıyoruz. Kadın cinayetlerinde annelerini kaybeden ya da istismara maruz bırakılmış çocuklara, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Vakfı’yla yaptığımız protokoller kapsamında üniversite sonuna kadar burs desteği sağlıyoruz. Bütün bunları devlet sorumluluğunu yerine getirmediği için yapıyoruz. Yoksulluğun, toplumsal cinsiyete duyarsız politikaların ve dolayısıyla cezasızlığın bu kadar derin olduğu bir yerde, cezasızlığı kırmak için mücadele ediyoruz. Öldürülen bir kadının en azından öldükten sonra adaletini sağlamaya çalışıyoruz. Cinsel saldırı mağduru bir kadının, gencin yanında duruyoruz. Cinsel istismar mağduru çocuğun hakkını savunuyoruz. Bir çocuğun eğitimine devam edebilmesine destek oluyoruz. Bizim için tüm bunlar mücadeleye devam etmenin ta kendisi. Gücümüzü yüzyılı aşkın süredir bu topraklarda eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadın hareketinin örgütlü bilgisinden alıyoruz. Her baskı döneminde yeni biçimler bulan bu direniş, bize hem yol gösteriyor hem güç veriyor.
Kadınları kanserden koruyan bir aşı var ama buna herkes ulaşamıyor. Neden?
Sivil Düşün ile beni tanıştıran, HPV aşısının ücretsiz olması için başlattığım kampanya oldu. HPV uzun yıllar boyunca bu ülkede neredeyse gizli bir salgın gibi yaşandı. On binlerce kadının rahim ağzı kanserine yakalandığını, Türkiye’de her yıl en az bin 250 kadının bu yüzden hayatını kaybettiğini biliyoruz. Ama bu gerçeklerin hiçbiri tartışma konusu olmadı.
Bugün şehir hastanelerinin jinekolojik onkoloji servislerine gidin. Sıra bekleyen onlarca genç, yaşlı, evli ya da bekar kadın göreceksiniz. Birçoğu İle konuştum, eşlerinden başka kimseyle birlikte olmamış kadınlar dahi vardı. Kim bilir ne yaptın diyerek suçlanmış, yalnız bırakılmışlardı. Çoğunun tanısı geç konmuş. Kanser ya da kanserden bir önceki aşamadalar. Yoğun, uzun ve yıpratıcı tedavi süreçleriyle başbaşalar. Başına gelenin adını koyamıyor, korkuyorlar. Bilgisiz olmaları, düzenli jinekolojik muayene yapılmamış olması, partner ya da eşlerinin tutumu oldukça zorlayıcı ve elbette bunların da hepsi politik. Rahim ağzı kanserini yüzde 90’ından fazla önleyen bir aşıya kadınların erişememesi de öyle.
Kadınların bedenine, bilgisine ve sağlığına dair sessizlik, gericiliğin en yerleşik biçimlerinden biri. Virüs taşıyıcısının erkek olduğunu biliyoruz. Eğer bu virüs kadınlarda değil de erkeklerde aynı oranda ölümcül sonuçlar yaratsaydı, çocuk yaştan itibaren aşılanırdık. Bu yüzden HPV kaynaklı kadın ölümlerini kadın cinayeti olarak kabul ediyoruz.
Şöyle düşünelim: Kanserden koruyan bir aşı var ama buna herkes ulaşamıyor. Neden? Kadınların ve çocukların sağlık hakkı neden ekonomik imkana bağlı bir ayrıcalık haline geldi? Biz bunu kabul etmedik, mücadelemiz de böyle başladı. 2021’de Boyun Eğmeyen İlaç Emekçileri ile birlikte #HPVAşısıÜcretsizOlsun çağrısını yaptık. Tam anlamıyla meşru olan bu çağrı kamuoyu tarafından sahiplendi. Derneğimiz, HPV aşısına ücretsiz erişim hakkını mahkemelere taşıyan ilk tüzel kişilik oldu. Yüzlerce başvuru talebi aldık. SGK’ya karşı açtığımız davalar emsal teşkil etti ve kazanıldı. Dilekçeleri paylaştık, yol gösterdik. Kazanılan her dava başka kadınlara cesaret verdi. Köylerde bilgilendirme toplantıları yaptık, üniversitelerde seminerler düzenledik. Broşürler bastık, videolar çektik. 20 köyde binden fazla kadına ücretsiz aşı sağladık. Bu kampanya giderek büyüyen bir kamu baskısına dönüştü. Kadın örgütleri, sanatçılar, bilim insanları destek verdi.
Sağlık Bakanlığı 2025 yılının sonu itibarıyla HPV aşısını ücretsiz erişilebilir hale getireceğini söyledi. Bu karar yıllardır süren ısrar, dayanışma ve çaba sayesinde geldi. Uygulama henüz başlamasa da örgütlü mücadelemiz sayesinde bu başarıldı.
Kadınlar rahim ağzı kanserinden hayatını kaybederken bu tabloyu değiştirmek bütçe değil, bir siyasi irade meselesi. Biz bu iradeyi zorlamaya devam edeceğiz.
Yaşamım boyunca kolektif bir dayanışmanın neleri mümkün kıldığını gördüm. Bugün biri çıkıp bu mücadele bana cesaret verdi, ben de yapabilirim diyorsa, kendime dönüp iyi ki mücadeleye başlamışız diyorum. Tek tek kurtuluş yok. Birlikte, dayanışmayla ayakta kalabiliyoruz.