Söz Devri I Arayüz Kampanyası ile Sivil Toplumun Hareket Alanları

Merhaba, biz Arayüz Kampanyasından Emir, Nevzat ve Serra. Bu hafta söz devrinde mikrofonla üçümüz de buluşuyoruz. Sivil toplum ve toplum arasındaki bağların ne kadar kuvvetli olduğunu gençlik lensinden konuştuk. 

Sivil alanın yeniliklere ihtiyacı var

Serra: Değişime olan inancın tazelenmesi gerekiyor. Farklı alanlarda çalışsak da hepimiz daha adil ve eşit bir dünya için çabalıyoruz. Bu değişimi sağlamak için bir arada olmaya, değişim hikayelerimizi birbirimize aktarmaya ve yalnız olmadığımızı fark etmeye ihtiyacımız var. 

Nevzat: Sivil alan kendini sıkışmış olduğu alandan çıkarmalı. Sivil toplum ile toplum arasında suni ve nedeni tam anlaşılmayan bir duvar var. Bence bu, sivil toplumun finansman kaynaklarıyla ilgili. Türkiye’de sivil toplumu bağışçılar ve destekçiler finanse etmiyor, çünkü bağış kültürü gelişmiş değil. Bu durum sivil toplum örgütlerini fon ve hibelere yönlendiriyor. Sivil toplum buraya yönlendikçe, toplumun ihtiyaçlarından, isteklerinden ve dilinden kopuyor. Fon ve hibe veren kurumların ihtiyaçlarına uyum sağlıyor. Bu nedenle sivil toplum ve toplum arasında görünmez bir duvar oluşuyor. Etkinlikler insanları çekmiyor, tartışmalar ses getirmiyor, araştırmalar kitlelere ulaşmıyor. Sivil toplumun toplumla bir olmaya ihtiyacı var ve acı olan kısım şu ki, bunun sivil toplum için yeni bir şey olacağını düşünüyorum.

Emir: Benzer sorunlar yaşıyoruz fakat bunlarla kendi başımıza mücadele ediyoruz. Birlik olma duygusu zedelendi, bir araya gelme imkanları zayıfladı. Gençlerin homojen bir grup olmadığını kabul ederek bir araya gelip sorunlarını çözebilecekleri alanları artırmaya ihtiyacımız var. Arayüz Kampanyası ile buna çabalıyoruz.

İşimize en çok yarayan motivasyon ve yaptığımıza inanma. Belki biraz da cesaret

S: Sivil toplumda durum tespiti yapma ile harekete geçme arasında bir boşluk var ancak bunun sebebi kurumlar mı emin değilim. Kaynaklar kısıtlı, önyargılar değil. Verdiğimiz mücadele hiç kolay değil. Bir adım atıp harekete geçsek bile bunu her zaman sürdüremeyebiliyoruz. Kurumları geride tutan sebeplerden biri de sürdürülebilirlik olabilir. Arayüz Kampanyası sürdürülebilir bir sistem ortaya koymaya çalışıyor. Sistem şöyle işliyor: durum tespiti, politika üretme, ürettiğimiz politikalar için lobi yapma, sorunları dile getirme ve çözüm için sahada çalışma, ilgili ve etkili öznelerin siyaset yolculuğunu destekleme. Tam da bu boşluğu kapatmak, tespit ile hareket arasındaki mesafeyi kısaltmaya çabalıyoruz. İşimize en çok yarayan motivasyon ve yaptığımıza inanma. Belki biraz da cesaret diyebilirim.

N: Serra bizim adımıza olan durumu çok iyi özetledi ama bir de şöyle bir şey var. Tespitler ve analizler cenneti bir ülkedeyiz. Herkesin her duruma ilişkin çok sağlam ve temelli analizleri var. Ancak bu analizler çıktılara dönüşmüyor, illa bir dönüşüm yaratmıyor. Bu da eyleme geçmeye dair bir boşluk olduğu anlamına geliyor. Çünkü inisiyatif almak, harekete geçmek bir maliyet ve ülkemizde bu maliyeti üstlenmek isteyen çok az insan oluyor. Bu maliyetin önemli bir kısmı elbette siyasi. Var olan baskıcı ortam  maliyetin artmasına neden oluyor. Maliyeti azaltacak olan, bunu üstlenmeye hazır insan sayısının artmasından başka bir şey değil. 

S: Kötümser olmak istemiyorum fakat geçim, çekirdek aile içindeki barınma veya beslenme gibi temel sorunlarımız var. O yüzden sivil toplum çerçevesinde harekete geçmek dediğimiz şey lüks kalabiliyor. Bu yüzden temel sorunu olmayan kişilerin, toplumsal sorunları dert edinmesi ve harekete geçmesi gerekiyor. Yani başkaları adına inisiyatif almanın ve harekete geçmenin bir değer olduğu anlayışına ihtiyacımız var. Elbette toplumumuzda yaygın bir yardımlaşma anlayışı var, fakat bu yardımlaşma sistemsel bir dönüşüme etkisi ediyor mu? Tartışmaya açık. Bu boşluğun kapanması ve daha da önemlisi inancımızı tazelemek için geçmiş örneklerin ortaya konulması gerekiyor.

Mesafeleri baştan oluşturmasak, her şey çok daha kolay olacak

S: Türkiye’de katılım kültürünü güçlendirmek için hem herkese, hem de sadece uzmanlara hitap eden ara yüzlere ihtiyaç var. Bu arayüzün çoğaltılabilir bir formülü olsa, bunun iki tarafın da aslında birer taraf olmadığını anlatmakla ilgili olurdu. Evet, arada bir mesafe var, fakat bu ufak adımlarla kapatılabilir. Biz de Arayüz Kampanyası diyalog ve iletişim zemini kuruyoruz ve bu zemini sistemsel kılarak nasıl kalıcı hale getirebileceğimizi anlatmaya çalışıyoruz. 

N: Serra’nın dediğine katılıyorum, bu tarafların arasındaki mesafeler nedeniyle bizim gibi oluşumlara ihtiyaç var. Ama bu mesafeleri baştan oluşturmasak herkesin hayatı daha yaşanabilir olacak, sistem de daha sağlıklı işleyecek. Yine de sondaki vurgunun daha değerli olduğunu düşünüyorum, bunu bir sistem haline getirmek kısmı çok önemli. Zira Türkiye’de hak kazanımları dönemsel olabiliyor. Sonrasında bu kazanımın üzerine bir takım yeni kazanımlar inşa edemeyebiliyoruz. Bu tabii hafıza sorunumuza işaret ediyor. Belki bir arayüz formülü yok ama olsaydı vazgeçilmez unsuru hafıza tozu olurdu.

S: Her ay meclis gündemini gençlik lensiyle izliyoruz. Hayata gençlik lensiyle bakmak derken, kadrajda tek bir grup yok. Bu toplumu oluşturan çok fazla alt topluluk var. Bizim çalışma alanımız, yani gençlik onlardan yalnızca biri. Üstelik gençlik kendi içinde homojen de değil. O yüzden gençlik lensi derken kastım, farklı ihtiyaç ve talepleri fark edip bunları dikkate almaktan bahsediyorum.

İzlenimimiz şu, kamuoyu gündemi ile meclis gündemi arasında çoğunlukla bir uçurum var. Üstelik bu yalnızca gençliğe özel değil. Meclis oldukça kapalı bir alan, içerisi sanki bambaşka bir evren. Kamuoyu ile meclis gündemlerinin örtüşmesi için önce bu değişmeli. Temsil edenlerle edilenler arasındaki temas artmalı. Ancak o zaman daha etkili gençlik politikalarını duyabiliriz. 

N: Bir de şunu belirtmek gerek, meclis gündemi geriden geliyor. Türkiye’de öncü olmasını, gündemi belirlemesini beklediğimiz vekiller, hali hazırda var olan gündem üzerine söz söylüyor. Kürsüsü olan, haberlere çıkma imkanına sahip vekillerin gündem belirleme kasını geliştirmesi gerekiyor. Bunun yerine var olan gündeme yorum yapmayı tercih ederlerse meclis ancak vatandaşın gündemini takip eder. O da ne yazık ki geriden gelir.

Bir genç bunu yaptıysa, ben de yaparım diyenler çoğaldı

S: Çok farkında olmayabiliyoruz ama şehirler politikaların en çok temas ettiği alanlardan biri. Fakat yaşadığımız şehre ne kadar etkimiz var, soru işareti. Ne kadarı bir yana, nasıl etki edebiliriz onu da bildiğimiz söylenemez. Arayüz Kampanyası olarak yeni bir çalışmaya başladık, ismi Gençliği Duyan Şehirler. Amacımız gençlerin kendi yaşam alanlarında, yani şehirlerde söz hakkı sahibi olabilmesi. Bir de tabii ki şehirlerin haklar ve politikalarla ilişkili olduğunu göstermek.

N: Gençliğin duyulmasını, dikkate alınması gereken özneler olduklarını da hatırlatmak istedik. Zira şehirlerde başvurulan pek çok katılımcı metot aslında uygulamada katılımcı değil, daha ziyade öyleymiş gibi yapan sistemlerden ibaret. 

S: Geçtiğimiz yıllarda Arayüz Kampanyası eğitimlerine katılan sekiz kişi, yerel temsilci olarak seçildi. En önemli etkisi, diğer gençler üzerinde oldu. Büyük bir motivasyon sağladı, bir genç bunu yaptıysa ben de yaparım diyenler çoğaldı. Doğru adımları atarsam aslında başarabilirim algısı yaygınlaştı. İlginin tekrar sönmemesi için umudu canlı tutmak çok önemli. 

Hep söylüyoruz, bu yolculukta elbette engeller var. Arayüz Kampanyası olarak bu engelleri tespit ediyoruz ve aşmaları için gençlere destek oluyoruz. Bu ilerlemeler de gençlerin değişime olan inancını ve siyasete olan ilgilerini artırıyor.

Skip to content