
dünyanın meselesini konuşuyoruz’un beşinci bölümünde kutuplaşma çağından nasıl çıkacağımızı konuştuk; topluluklar bir arada yaşama gücümüzü artırabilir mi, diye sorduk.
sosyolog ve yazar ferhat kentel, kadın ve lgbti hakları savunucusu hatice demir ve arayüz kampanyası yürütücüsü nevzat taşçı ile bakalım nasıl bir hikaye yazmışız:
neden kutuplaşıyoruz?
dünyada kapitalin kuralsızca dolaştığı bir dönemden geçiyoruz. bir takım haklar sermaye gruplarına kolayca devredilebiliyor. bazı gruplar, bazı sınıflar, bazı şirketler çok güçlü, bazıları ise çok güçsüz. bu uçurum neoliberalizmin doğal bir sonucu; popülizm de bu düzenin ekmeğine yağ sürüyor; daha zayıf olanların daha güçlüymüş gibi hissetmelerine yol açan bir illüzyon yaratıyor.
modern ulus devletin demokrasi şöyle olur, siyaset böyle olur, aile böyle olur, eğitim böyle olur diye tanımladığı bütün mekanizmaları teker teker alarm veriyor. çünkü vadettiği bütün o özgürlükler, refah koşulları dünyanın sadece belli coğrafyalarında sağlanabilmiş görünüyor. bu güvensizlik ortamında herkes kendine benzeyenlerle kendi köşelerine çekiliyor.
kutuplaşınca neden mutlu olmuyoruz?
kendime kapandığımda, başkalarına benzemeyen taraflarıma tutunmuş oluyorum. halbuki biricik oluşumu yalnız bana benzemeyenlerin içinde fark edebilirim. kendi biricikliğimi kabul ettiğimde onların da biricik olduğunu onaylamış olurum.
cemaatçilik, popülizm gibi politikaların başlıca özelliği bunların ben dediğimiz şeyi başkalarından koparması. oysa ben başkalarından kopamam. nüfus mühendislikleri, homojenleşmeler, türdeşlik çalışmaları gerçekten işe yarasaydı çoktan huzura ermemiz lazımdı. ama ermiyoruz. çünkü ihtiyacımız olan bir başkası. biz dünyayı başkalarında tanıyoruz. başkalarının varlığıyla kendimizi anlıyoruz, hayatı deneyimlemenin farklı yollarını başkalarında görüp zihnimizi ve ruhumuzu zenginleştiriyoruz.
nerelerde, nasıl birleşebiliriz?
tüm çatışmalara ve ayrışmalara rağmen gündelik hayatın içinde çeşitli birleşim ve kesişim noktalarını görmek mümkün. diyelim ki ayşe dindar, fatma ise seküler bir kadın. ama ikisi de eşlerinden şiddet görüyorsa, artık orada ikisini birleştiren bir hikaye başlıyor. farklılaşan kimliklerin ortak refah sorunları, sınıfsal meseleleri var.
bayetav – bir arada yaşarız eğitim ve toplumsal araştırmalar vakfının yaptğı bir araştırmanın sonuçlarına göre insanlar kutuplaşma dilinin dışına en çok çevre, kadın, gençlik, çocuk, gıda gibi konuları savunurken çıkıyorlar. soluduğumuz hava, içtiğimiz su, gittiğimiz ormanı ilgilendiren meselelere dair ortak hassasiyetlerimiz bize kutuplaşmadan çıkışın mümkün olduğuna dair umut veriyor.
kutuplaşmayanlar da var mı?
türkiye’de tüm toplum farklı boyutlarda kutuplaşıyor. ama bazı gruplar bu konuda daha az keskin. örneğin gençler. bunun en önemli sebeplerinden biri, güvencesizlik. gelecek için belirsiz hissetmek ve plan yapamamak toplumun hangi kesiminden gelirlerse gelsinler, hangi kimliğe ait hissederlerse hissetsinler, ülkedeki bütün gençlere değiyor; hepsinin hayatında az ya da çok oranda bir anlam doğuruyor. yani onları ortaklaştırıyor.
farklı kutuplardan gençlerin bir araya gelmesini kolaylaştıran bir diğer unsur ise onların diğer kimlik ve aidiyetlere karşı önyargısız tavırları. sosyal medyanın bu tavrın şekillenmesinde önemli rolü var. şöyle ki, birini dışlamak, ötekileştirmek için aslında karşı taraf hakkında bilgimizin olmaması gerekiyor. bir taraf karanlıkta kalmalı ki o bilinmeyene dair korkutucu hikayeler türetilebilsin. herkesin kendi dünyasının kapılarını sonuna kadar açtığı sosyal medya, günlük hayatta birbirilerini tanıma imkanı olmayanlara karşılaşma ve birbirlerinin hayatları hakkında fikir sahibi olma fırsatı sunuyor. sosyal medyayı en yoğun oranda kullananlar gençler. dolayısıyla kendisi gibi yaşamayan ya da düşünmeyenlerin yaşamlarına dair sosyal medya üzerinden en çok onlar fikir ediniyor. kötü tanıtılanların da kendileriyle benzerlikleri olduğunu keşfediyorlar, önyargıları kırılıyor.
topluluklar bize nasıl derman olabilir?
toplulukların varlığı ve vesilesiyle belki de herhangi bir konuyu çözme isteği dışında hiçbir konuda benzeşmediklerimizle bir araya geliyoruz. bir toplantıda onları uzun uzun dinliyor; piknik yapmak, bir şey boyamak, bisiklet sürmek gibi bir deneyimi kendisiyle paylaşıyor, böylece onun hakikatine tanıklık etmeye başlamış oluyoruz.
korku duvarını tek başımıza aşamıyoruz. ortak hatları oluştururken, kendimizi ifade yollarını tasarlarken de topluluklarla daha güçlü hissettiğimiz aşikar. öte yandan topluluklar mevcut sıkışmış koşullar içinde bazen toplumla bağlarını fazlasıyla koparıp kendilerine kapanabiliyorlar. bu yüzden toplulukları kurarken ve güçlendirirken kapsayıcı olmayı ve ittifaklar oluşturarak ilerlemeyi sürekli gözetmek gerekiyor.
geçen bölümün hikayesi böyleydi.
dahası da var. etraflıca izlemek istersen yayın kaydı sivil düşün youtube hesabında.
tartışma sürüyor. katılmak isteyenler dünyalar. platformunda.