Burada çok şey değişti: Derdimin küllerinden kendime yurt yaparım

Tarihi zeytin ağaçları, bereketli toprakları ve çalışkan insanların memleketindeyiz. Yaşamı, yasın ve neşenin içinden yeniden ören Yırcalılar bize ilham oldu:

Orası neresi?

Yırca, Manisa’nın Soma ilçesine bağlı küçük bir köy. Ancak kalbine koyduğu mücadele büyük. Köyün birkaç kilometre ötesinde aktif bir termik santral çalışıyor. Sadece 1 kilometre uzaklıkta bir kül atık sahası var. Bu sadece coğrafyanın değil; gündelik yaşamın, sağlığın, hafızanın tam ortasından geçen bir hat. Öyle ki havanın, suyun, toprağın her şeyin tadı farklı artık.

Buradaki insanlar, yıllar önce köylerinin tam ortasına inen testere sesini hala unutamadı. 2014’te 6 bin 600 zeytin ağacı, termik santral uğruna kesildi. Üstelik köyün itirazına rağmen. Köyün kadınları mücadeleyi sırtlandı. Mesele hem zeytindi hem de daha fazlası… Ağaçlarla birlikte onların etrafında kurulu yaşamı, geleceklerini savunmak istediler.

O günlerin üzerinden geçen 10 yılda, kadınların bildiğini tüm köy öğrendi: Kömürün gölgesinde yaşamaktansa birbirlerinden güç alarak, hatırlayarak ve yeniden başlayarak dönüştürebilecekleri vardı.

Ne değişti?

Doğayla uyumlu bir üretim modeli geliştirmek mümkün müydü?
Kömürün gölgesine razı olmadan yaşanabilir bir hayatı örgütlemek neye benzerdi?

Uzun zamandır Yırca ve Soma’daki çevre sorunlarına dair konuşan ve bir hareket başlatmaya çalışanlar çoktu ama sesler ayrı ayrı çıkıyordu. Bu kez, Sivil Düşün desteğiyle aynı sahnede buluştular. Yırca Mahallesi Çevreyi Koruma ve Kalkındırma Derneği, bunu gerçek kılmak için büyük bir adım attı:
Neden herkesin dikkatini çekecek bir organizasyon düzenlemiyorlardı ki …
Bu, hem 10 yıl evvel yaşananları hatırlatan bir anma hem de mücadeleye güç veren bir şölen olabilirdi, hem yası hem neşeyi aynı anda canlandırabilirdi:
Yırca Zeytin Şenliği işte böyle ortaya çıktı.

Soma’dan, çevre köylerden, hatta ulusal düzeydeki ekoloji hareketlerinden insanlar bir araya geldi. Daha önce birbirinden kopuk çalışan yapılar, ilk defa aynı masaya oturdu. Kömür ekonomisine karşı ses çıkaranların bir kısmı, bu işin farklı boyutlarını panellerde derinlemesine tartışırken, bir kısmı bir koronun parçası olarak can verdi ortak duruşa. Soma Belediyesi ve Sosyal Haklar Derneğinin iş birliğinde ortaya çıkan Soma İçin Çal Korosu, bilinen şarkıları termik santral karşıtı sözlerle yeniden seslendirdi.

Soma’daki hava kirliliği, sağlık sorunları, doğaya verilen zarar artık birer istatistiğin ötesine geçmiş görünüyordu. Forum ve atölyelerde, temiz hava hakkından iklim adaletine kadar pek çok başlığın dile getirilme biçimi, bunun en somut örneğiydi. Köy halkı yaşadığı yere ve burada kazandığı haklara nasıl sahip çıktığını en ilham verici şekilde yıllar içinde ortaya koymuştu şüphesiz ama bundan sonrası için de çalışmak gerekiyordu. Çabaları daha planlı ve sistemli yürütmenin nasıl mümkün olduğu, kampanya tasarlama atölyelerinde beraberce öğrenildi.

Nasıl değişti?

Değişim, sabırla işlenen bir toprak gibi. Şenliğin ortaya çıkışı da arkada ilmek ilmek örülen bir hazırlık süreciyle varoldu. İlk iş, sözlü tarih çalışmalarıyla anlatılar toplandı, zeytin kesimi sonrası yaşananlar kayıt altına alındı.
Termik santral konusu kimi için geçim, kimi için yaşam meselesiydi. İşte bu yüzden diyalog kurmak, ortak bir zemin yaratmak elzemdi.

Soma Belediyesi ve Sosyal Haklar Derneği ile bir araya gelindi, şenliğin tasarımı için geceli gündüzlü bir çalışma başladı.

Yıllardır köyde üretimin bel kemiği olarak koşturan kadınlar, bu sefer toplantılarda, panellerde, organizasyonlarda da ön saflardaydılar. Uzmanlarla birlikte termik santralin köy üzerindeki etkilerini anlatan, çözüm önerileri geliştirenler oldular. Çünkü bir derdi en iyi, onu çekenler anlatmaz mı? O derde en yakın duranlar, dermana en yakın duranlar değil mi?

Yırca halkı için tek geçim kaynağı tarım değildi ama tarım daha kalıcı ve verimli kılınmadığında kömür ekonomisinin kıskacına düşmek kaçınılmazdı. Kömürün dayattığı alternatifsizliğe karşı yeni ekonomik modeller ne olabilirdi?
Şenlik, üretici kooperatifleri, dayanışma ekonomileri ve yerel yönetimler arasında iş birlikleri oluşması için de alan açtı.

Etkinlik düzenlemek zahmetli, stresli bir iş, ekip yol üzerinde zorluklarla da karşılaştı. Özellikle politikacıların program değişiklikleri biraz telaşa neden oldu. Ama organizasyon ekibi, esnekliğin gücünü öğrenmişti. Planlar son gece bile olsa hızlıca yeniden güncellendi. Açılış konuşmalarından görünürlük malzdemelerine her şey tam zamanında yerli yerindeydi.
Köy halkı, derneğin ve yine kadınların liderliğinde hayata geçirdikleri bu büyük işin altından kalkarken, daha geniş kampanya ve etkinlikler için ilk tohumları atmayı da ihmal etmediler.
Şenliğe gelen ekoloji örgütleriyle yakından görüşme imkanı bulmak, onlarla beraber düzenlenecek yeni potansiyel etkinliklere de kapı oldu.

Şenlik bitimi kadınlar köy okulunun bahçesindeki sembolik ağaçları hasat ederken bir yandan da başka bir köşede yeni fideleri toprağa verdiler. Ben bu derdi alır ve küllerinden kendime yeniden yurt yaparım, dediler yani.

Bir dönem Soma halkının bir kesiminin de termik santrale, ekonomik fırsat olabilir mi acaba diye yaklaştığını hatırlarsak bu, gerçek bir dönüşüm hikayesi. Çünkü yıllar içinde kendini bu meselenin parçası yapan herkesten daha çok, bölge halkının bizzat kendisi yaşanan tahribatla yüzleşti. Zamanla dert eskisinden daha da ortak hale geldi anlayacağınız. Bu da hakları yaşatmak için çıkılan yola revan olmak isteyenlerin nefeslerini uzun, kendilerini dayanıklı ve içlerini umutlu tutmaları gereğini yeniden anımsatıyor bize.  

Yırca, zeytinliklerini kaybedişini sonsuz bir hatıraya, hiç ezberlerinden çıkmayacak bir derse, bir sınır çizgisine dönüştürdü. Ama bu çizginin öteki tarafına çaba koymaya devam ettiği için umut etme gücü kazandı. Ve devam ettiği sürece umut etmeyi sürdürecek.

İllustrasyonlar: Ilgın Ataş