Salının İyi Haberi: Engeller ortaklaştırdı, cesaret özgürleşirdi

Engelsiz Kardeşler, Erzurum’da görme engelli gençlerin spor hayatına katılımı yolunda çalışmalar yapan bir oluşum. Asıl hedeflenen ise onların sosyal ve psikolojik iyi haline katkıda bulunmak. Topluluğunun temellerini kendileri de görme engelli olan Alper, Muhammet ve Yunus attı.

Alper görme engelliler okulunda çalışıyordu. Mezun olup üst kademelere geçen öğrencileriyle irtibatını hiç koparmıyor, sürekli onlarla ilgileniyordu. Ancak zaman geçtikçe mezun öğrencilerin sayısındaki artış, bu kişilerin takibini zorlaştırdı. İki iyi arkadaş olan Alper ve Muhammet mezun olan öğrencilerini takip ederek onlara bir yandan hayat koçluğu yapmak bir yandan da sosyalleşmelerini hızlandırmak ve hayatla mücadelelerini güçlendirmek adına ne yapabileceklerini düşünüp, güzel bir fikir arıyorlardı. Bu esnada kendilerine sıklıkla danışan eski öğrencileri Yunus bir öğretmenlerine bir öneride bulundu: Hem mezun öğrencilerle ilişkileri koparmayıp destek olabilmek hem de onların belli spor branşlarında uzmanlaşmalarını sağlamak için bir kulüp kurabilirler miydi? Engelsiz Kardeşler üçlüsününün bir aradalığı işte böyle başladı.

Ekip yola altı sporcu, beş gönüllü yönetici ile çıkmıştı. Girişimleri şimdi ortalama 70 sporcu ve 20’nin üzerinde destek veren gönüllüyle daha da güçlü. Başlangıçta sporcularına antrenman yaptırmak için okul bahçelerini kullanırken şimdilerde resmi kurumlarca tahsis edilmiş spor salonları ve sentetik futbol sahalarında antrenman yapıyorlar.

Görme engelli öğrencileri yalnızca spor alanında gelişim göstermedi. Verdikleri bağımsız hareket dersleriyle başkalarına mecbur kalmadan özgürce ulaşımlarını sağlayabilir hale geldiler. Braille eğitimleri olmayan öğrenciler braille kabartma yazı öğrendiler. Bünyelerinde faaliyet gösteren neredeyse tüm sporcular eğitim hayatlarına devam ettiler.

Engelsiz Kardeşler aynı zamanda bir spor kulübü olmuştu. Kulübün sürdürülebilirliğini sağlamak için ise insan kaynağına ihtiyaçları vardı. Bu noktada bünyelerine kattıkları sporcularla beraberce çalışmanın hem onlara hem bu sporculara fayda sağladığını gördüler. Peki bu çabayı nasıl büyütebilirlerdi? Akıllarına yeni ve parlak bir fikir geldi: Erzurum’un görme engellilere yönelik spor faaliyeti gerçekleşmeyen ilçelerinde yeni görme engelli gençlerle tanışıp onları ve ailelerini de çalışmalarından haberdar etselerdi nasıl olurdu? Bu, onlar için de aralarında yer açmak anlamına gelmez miydi? Fikir kulağa harika geliyordu ama bir engelle karşılaştılar: Erzurum’un tüm ilçeleri şehir merkezine oldukça uzaktı ve ulaşım da zorlayıcıydı. İlçelerde yaşayan potansiyel yeni sporculara erişebilmek için desteğe ihtiyaçları vardı. Ekibin Sivil Düşün ile yollarını kesiştiren hikaye böyle başladı.

Üçlü, Haydi Gel Benimle, Kendin Ol ismiyle bir proje tasarladı. Erzurum’un 10 ilçesine üç kişilik gruplarla ziyaretler gerçekleştirdiler. Mahalleleri gezdiler, muhtarlarla işbirliği yaptılar. Gittikleri yerlerde tespit ettikleri 7-18 yaş arası görme engellilerin hangi hakların uzağında kaldıklarını gözlemlediler; bu gençlerin yeniden haklarından faydalanır hale gelmelerine nasıl katkı olabileceklerini araştırdılar.

Örneğin devletin engellilere tanımış olduğu ekonomik destek hakkından haberdar olmayanlar vardı; bu kişiler ve ailelerine destek başvurusu yapmaları için kılavuzluk verdiler. Üniversiteye hazırlanan gençlerin yerel dershanelerden ve halk eğitim kurslarından faydalanmalarına aracılık ettiler. Bu gençlerle irtibatta kalıp süreci takipte kalmayı da ihmal etmediler.

Tanıştıkları yeni görme engelli arkadaşlarını yavaş yavaş spor branşlarıyla temas ettirmeye başladılar. Hatta Alper’in anlattığına göre aralarına katılan gençlerden ikisi onlarla turnuvalara bile gitmeye başladı. Kardeşler, üniversiteye gitmek isteyen fakat korkuları yüzünden adım atamayan Harun’un da ilgisini çekti. Görme engellilerin üniversite yaşamını sürdüremeyeceğine inanan Harun, ekiple tanıştıktan sonra onların hayatlarını merak etmeye ve sorular sormaya başladı. Alper ile Muhammet’in kendisi gibi görme engelliyken psikolog ve memur olmayı seçerek yaşamlarını kurmaları ona da cesaret verdi ve sınavlara girerek tercihte bulunma yoluna girdi. Bu arada kendisinin satrançta da epey mahir olduğu ortaya çıktı.

Üçlü, görme engellilikte buluştukları yeni kardeşleriyle birlikte güçlenmeyi sürdürürken nasıl daha verimli bir topluluk olabileceklerine de kafa yoruyor. Sivil Düşün’ün dünyalar topluluk kuluçkası programına katılmaları da bundandı. Aldıkları eğitimler ve mentörlük; kendi içlerinde daha akıcı iletişim kurmaları, yol haritaları için strateji çizebilmeleri, yeni üyelere ulaşmaları, hikayelerini anlatabilmeleri ve destek alabilecekleri paydaşlarla daha hızlı buluşabilmeleri yolunda onlara çok şey kattı. Ancak her şey daha yeni başlıyor. Ve onları pek bir şey engelleyebilecekmiş gibi de durmuyor.