Sofraya oturduğunuzda önünüzdeki tabağa gerçekten bakıyor musunuz? Evet, yemeklerin de hikayeleri var: Toprakta başlıyor, üreticiyle yol alıyor, mutfağa varıp besine dönüşüyor. Peki bu hikayeyi kim yazıyor? Mutlu sonun ne olduğuna kim karar veriyor?
Gıdanın geleceği, sadece tarımla uğraşanların ya da mutfağa girenlerin değil, hepimizin meselesi. Çünkü besine ulaşmak çok temel bir insan hakkı. Ancak artık iklim kriziyle birlikte yaşıyoruz; sağlıksız üretim modellerini normalleştirdiğimiz, küçük üreticinin giderek zorlaşan koşullarının seyircisi olduğumuz zamanlardayız. Yani, en doğal haklarımızdan güvenli gıdaya ulaşmanın pek de güvende olmadığını söylemek yanlış olmaz. Böyle olunca gıdayı adil, temiz, sağlıklı kılan koşulları aramak, geri çağırmak ya da yaratmakla ilgilenenler, bu işin peşine düşenler çoğalıyor. Mutfak Dostları Derneği bu çaba yolunda Sivil Düşün’den destek alanlardan. Ekip geçen yıl, sofralarımızdan başlayarak gıdanın geleceğini dönüştürmek isteyenlere çağrı yaptığı bir seminer düzenledi.
Gıdanın tüketime hazır hale gelme süreci, ekolojik denge, insan hakları, kültürel miras ve sosyal adalete kalbinden bağlı. İklim krizi ve insan müdahaleleriyle geleneksel tarım alanları giderek daraldı, su kaynakları tükenmeye doğru gidiyor. Endüstriyel gıda sistemleri, geleneksel üretim biçimlerini ve biyolojik çeşitliliği yok ediyor. Her geçen gün sağlıklı besine erişimde pek çok adalaetsizlikle muhatap oluyoruz. Tüketiciler, satın aldıkları gıdanın nereden geldiğini ve nasıl üretildiğini bilmek istiyor, ancak şeffaf bilgiye ulaşmak kolay değil. Dönüşüm: Yerel Mirastan Evrensel İş birliğine Semineri; çiftçiden şefe, akademisyenden tüketiciye kadar konunun tüm tarafları bir araya getirdi; alışılmış soruları ters yüz ettirdi.
Tohum üreticileri de oradaydı, gıda sektörü profesyonelleri de. Akademisyenler de söz aldı, yerel yönetim temsilcileri de.
1-2 Haziran 2024’te gerçekleşen etkinlikte, toprak sağlığından gastrodiplomasiye, tarımsal üretimden döngüsel ekonomiye kadar birçok başlık ele alındı. Her konuşma, gıdanın geleceğini şekillendirmek için neler yapılabileceğine dair güçlü birer çağrıydı.
Toprağımızın sağlığı, iklim krizinin getirdiği riskler, kaybolan geleneksel ürünler, bugün artık gastronominin ana konularındandır. Bugün tabağımızda ne var, sorusu yetersiz kalıyor. Yakın gelecekte tabağımızda neler olabilecek? İşte asıl peşine düşmemiz gereken soru bu.
Zeliha Biçer Mutfak Dostları Derneğinin bakışını böyle özetliyor. İstanbul merkezli Dernek bugün 34 yaşında. Bununla birlikte Zeliha’nın sözleri, tüm ekibin içinden geçtiğimiz çağla kendilerini nasıl uyumladığını ortaya koyar cinsten.
Onarıcı tarım uygulamaları bize nasıl fırsatlar sunuyor, atalık tohumları yaygınlaştırmak neden önemli? Yemek kültürü uluslarası ilişkilere nasıl yön veriyor? Agroekolojiden ne öğreniriz, coğrafi işaretlemeyi nasıl güce dönüştürebiliriz? Biz öncelikle soruları çeşitlendirmeye çalışıyoruz çünkü gıdanın karşı karşıya olduğu yeni sorunları alıştığımız cevaplarla çözüme kavuşturmak mümkün değil. Bize yeni sorular lazım. Onları konuşmaya başladıktan sonra cevaplar için nasılsa hep birlikte çalışmak zorundayız.
Evet, kendimizi bir şekilde beslemek zorundayız. Bununla beraber yaptığımız her seçimin sonuçları var. Soframıza her gün buyur ettiğimiz gıdaların tercihini yaparken geçmişten geleceğe uzanan kültürel miras için, doğa için, insan emeği için de seçimlerde bulunuyoruz. Her seçimde sağlıklı topraktan, temiz sudan, adil üretimden yanayız ya da değiliz. Meselenin doymaktan ibaret olmadığını fark edince hikayeyi de değiştirmeye başlıyoruz. O zaman hadi şimdi tabağınıza tekrar bakın.