Salının iyi haberi: İnsanın ötesinde, hakların yanı başında

Bağımsız sanatın kamusal alanda kendine yer açması giderek zorlaşıyor. Hak temelli, eleştirel üretimlere alan açan destek mekanizmaları az. Bu da iklim krizi, doğa ya da kadın bedeni üzerindeki baskı gibi meselelerin sahneye çıkmasını zorlaştırıyor. Oysa tam da bugün konuşulması gerekenler bunlar.

Tuhaf akrabaların izinde

Tiyatro yönetmeni ve küratör Şule Ateş bu meseleyi sahneye taşıyor. Sivil Düşün desteğiyle hazırladığı Şâzân Meclisi, kadın bedeni ile doğa üzerindeki tahakkümün aynı düşünce biçiminden beslendiğini görünür kılan ekofeminist bir performans.

Çalışma, yüzyıllardır cadı, ucube ya da canavar olarak anlatılan üç mitolojik figürü sahneye çağırıyor: Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın. Bir zamanlar doğayla, şifayla, bereketle anılan bu figürler zamanla korkulacak birer canavara dönüştürülmüştü. Doğa nasıl sömürülecek bir kaynağa indirgendiyse, kadın bedeni de benzer bir mantıkla denetlendi. Şâzân Meclisi bu paralelliği tersyüz ediyor ve canavar sayılanları, insanla doğa arasındaki kopmuş bağı hatırlatan birer tuhaf akraba olarak yeniden anlatıyor.

Performans, insanı her şeyin merkezine koyan düşünceye karşı çıkıyor; doğayı, bedeni ve “öteki” sayılanı bu merkezin dışından anlatıyor. Sahnede Aslı Bostancı, Canan Yücel Pekiçten ve Tuğçe Ulugün Tuna var. Moda tasarımcısı Hatice Gökçe’nin beden maskeleri, dans, müzik ve yapay zekâ ile hazırlanan video performansa eşlik ediyor.

Şâzân Meclisi prömiyerini 28 Ağustos gecesi dolunay ışığında, Sakıp Sabancı Müzesi bahçesindeki Müzede Sahne festivalinde yapıyor.