Afetler yalnızca fiziksel yıkımlar mı yaratır? Bir şehri sadece binaları mı ayakta tutar? 6 Şubat Depremini yaşayanlar öyle olmadığını söylemeye devam ediyor. İnşa etmenin, çelik ve betonu bir araya getirmenin çok ötesinde durduğunu en iyi bilenler, onlar. Biz şehirlerimizde yalnızca barınmıyorduk; konuşuyor, hatırlıyor, biriktiriyor, ait hissediyor ve dayanışıyorduk, diyorlar. Son iki yılda molozlar kaldırılıp da içlerine girilebilecek yeni evler yapılmaya başlandığından beri aynı ihtiyaç kendini aynı kuvvette hatırlatmaya devam ediyor: Birlikte iyileşmek ve geleceği şekillendirecek kadar güçlenebilmek.
Peki bu tam olarak ne demek ve nasıl başarılabilir? Depremi en sarsıcı haliyle yaşayan yerleşkelerden Hatay’ın Defne ilçesinden, bu soruları kolektif perspektifle yanıtlayan bir yol haritası çıktı. Haritayı oluşturanlar bizzat buranın sakinleri, ilçede afetin ilk gününden bu yana her şeye yetişmeye çalışan gönüllüler, yerel inisiyatifler, meslek odaları, sendikalar, muhtarlar; yani Defne’nin kendisi. Çalışma için alan açanlar ise uzaklardan bir ekip, İstanbul merkezli Bilim, Sanat, Eğitim, Araştırma ve Dayanışma Derneği (BİR ARADA).
Defne, yapılar kadar insan hayatlarının, toplulukların ve yerel dayanışma ağlarının derinden etkilendiği bir sürecin içinden geçmeye devam ederken, BİR ARADA ekibi ilçenin yeniden inşa sürecine halkın katılımını sağlayarak yön kazandırmak istedi. Sivil Düşün’ün depremden etkilenenlere özel desteği gayret’in katkılarıyla bu süreç bir mühendislik projesinin ötesinde ne ifade eder, hangi toplumsal ve ekonomik boyutları kapsar, nasıl yürütülürse dönüşüme hizmet eder diye kafa yordular. Bu çalışma yalnızca bir iyileştirme süreci değil, aynı zamanda Sosyal Etki Değerlendirmesi (SED) farkındalığını artırmak gibi somut bir hedefle yola çıktı.
BİR ARADA topluluğu, SED’in, Türkiye’de afet bölgelerinde yürütülen imar ve inşaat faaliyetlerinde büyük ölçüde göz ardı edildiğinin altını çiziyor. Onlara göre bu eksiklik, bölge halkının sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam alanlarının yeniden inşasında söz hakkı sahibi olmasını engelleyen en önemli faktörlerden. Bu değerlendirme, sosyal değişimin gerçekleştiği bölgelerde, bir plan, proje, program ya da politikanın yaratacağı değişimin olumlu ve olumsuz etkilerini anlamaya, bu olumsuz etkileri azaltmaya yönelik yapılan analizleri, izlemeleri, planlamaları içeriyor. SED çalışmaları ile hem bireylerin hem toplumun ihtiyaçlarına yanıt veren, eşitlikçi, erişilebilir mekanlar oluşturmak hedefleniyor. Bunun başarılabilmesi için kapsamlı ve katılımcı, yani tüm tarafların sözünü, talebini, ihtiyacını gözeten yönetim süreçleri yürütülüyor, ortaya çıkan raporlarla politikaları yapanlar için güvenilir veri oluşturulmuş oluyor.
Kent hakkı dediğimizde yalnızca barınmaktan bahsetmiyoruz ki… İnsanların ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal haklarını da kapsayan geniş bir kavram bu. Depremin yaşandığı bölge yeniden inşa edilirken bu afetten etkilenen tüm toplulukların taleplerini bir noktada ortaklaştırabilmek çok önemli bu yüzden. Çünkü toplum tek bir desenden oluşmuyor, çok çeşitli ihtiyaçları olanlarlar var, herkes farklı. Siz politikalarınızı bunu hesaba katarak yaptıkça o kent de yaşayanların sadece barındıkları değil yaşadıklarını hissettikleri bir yere dönüşmeye başlıyor.
Bilim, Sanat, Eğitim, Araştırma ve Dayanışma Derneği yola çıkarken kafalarındaki çalışmayı böyle tarif ediyordu. Buna sadık kalabilmek için bölgedeki yurttaş inisiyatifleri, meslek odaları, akademisyenler, muhtarlar, sendikalar, yerel basın ve dayanışma ağlarıyla derinlemesine görüşmeler yaptılar. Yeni yaşam alanlarının nasıl şekil alması gerektiğine dair kolektif çerçeve yavaş yavaş belirmeye başladı. Uzun süredir sahada olan gönüllülerin biriktirdiği deneyimlerden öğrenmenin de ne kadar önemli olduğunun farkındaydılar. İlk günden bu yana halkın yaşadığı hak ihlallerini ve karşılaştıkları sistemsel sorunları raporlayan gönüllülerin paylaştıkları bilgiler, afet sonrası yeniden inşa sürecine dair ortaya çıkan resmi iyice besledi ve detaylandırdı.
Tüm veriler, mahalle toplantılarında halkla paylaşıldı, katılımcıların görüşleri alındı ve bir raporda bir araya getirildi. Raporda, yeniden inşa sürecinin olumlu ve olumsuz etkileri, bu olumsuzlukların nasıl azaltılabileceği ve kamu kurumlarının neler yapabileceğine dair politika önerileri yer alıyor.
Kent hakkının yaşayabilmesi yerel halkın, gönüllülerin ve sivil inisiyatiflerin haklarını savunabilecekleri demokratik araçların geliştirilmesini gerektiriyor. Bu rapor katılımcı süreçlere dahil olarak çalışmaya katkı sunanlar için tam da böyle bir araç oluşturdu aslında. Yani çalışmanın kendisi, kent hakkını canlandıran bir alan açtı. Yerel halkın kendi taleplerini belirlemesi, bu talepler doğrultusunda karar alıcılara baskı yapması ve hak savunuculuğunun güçlendirilmesi için ortaklaşa bir zemin yaratılmış oldu. Uzlaşı alanları çoktu: Örneğin; yeni yaşam alanları ekoloji ile uyumlu tasarlanmalıydı, yeni iş ve ekonomik olanaklar geliştirilmeliydi, sosyal, çevresel ve ekonomik gelişim süreçlerini destekleyen uygulamalar hayata geçmeliydi. Raporda bu önerilerin yanı sıra sürecin kontrol ve denetlenmesinin nasıl yapılacağına dair modellemelere de yer verildi.
BİR ARADA ekibi, bütün paydaşların temsiliyetini içeren bir Yeniden İnşa İzleme Kurulu da oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kurul, bölgedeki kolektif hareketi güçlendirerek yetki sahiplerinin kararlarını alırken kendilerini sorumlu hissetmelerini sağlayacak.
Ekip şimdi sürecin izlenebilirliğini sağlamak için bir web sitesi kurmayı planlıyor. Bu platform, bölgede yaşanan gelişmelere dair verileri sunacak, sivil toplumun yaptıklarını kamuoyuyla paylaşacak ve etkilenen toplulukların kendi deneyimlerini aktarabileceği bir alan yaratacak. Böylece, sadece belirli dönemlerde değil, sürekli olarak süreci izleyebilecek bir mekanizma oluşturulacak. Çünkü yaşayanlar diyor ki, bir şehir böyle kurulur: Konuşarak, hatırlayarak, biriktirerek, ait hissederek ve dayanışarak.
Deprem Bölgesinde Yaşayanların Hakları ve İradesiyle Defne’nin Yeniden İnşasına Disiplinlerarası Bir Akademik Katkı isimli raporu inceleyin.