Tiyatro, toplumların hikayelerinin anlatıcısı olarak var oluyor. Peki ya onun anlatılmayan hikayesini kim seslendirecek? Görkemli kostümler, şiirli diyaloglarla büyülendiğimiz atmosferin sisini elimizle şöyle bir aralayınca görüyoruz: Sahnenin ardında da bir dünya var. O dünyayı her oyunda yeniden kurup yaratanlar hangi zorluklarla baş başa? Ve spot ışıkları söndüğünde kendi aralarında ne konuşuyorlar?
Bir oyun yazarlığı atölyesinde, yazarlardan biri şöyle demiş:
Kalemi elimden bırakıp faturaları düşünmeye başladığım anda hikayeler de susuyor.
Bir tarafta alkışlar, ışıklar, renkler; diğer yanda sosyal güvencesizlik, ekonomik zorluklar… Her mesleği icra edenler için mesleki standartlar var. Bunlar, çalışanların işlerini kaliteli, güvenli, etik şekilde yaptıklarından emin olunsun diye oluşturulmuş. Örneğin bir tiyatro yönetmeninin, sahneleme sürecinde ortaya çıkan sorunları hızlıca çözebilmesi beklenir. Ya da bir oyuncuyu ele alalım; onun da diğer bir sürü kapasitesinin yanında provalara ve performanslara zamanında katılabilmesi gerekir. Bir dramaturgun, yeni hikayeler ve oyun metinleri oluşturmaya yetecek yaratıcı gücü olmalıdır. Bu standartlar meslekleri korur; yönetmenliği, tiyatro oyunculuğunu, yazarlığı… Peki ya sanatçıların haklarını koruyan standartlar?
Perde kapanıp herkes dağıldığında tiyatro çalışanları için gerçek hayat akmaya devam ediyor ve herkes gibi onlar da kendilerini güvende hissetmek istiyorlar. Bütün bunları Karadeniz Tiyatro Kooperatifi üyelerinin bize anlattıklarından öğrendik. Samsun’da dört yıldır özel bir tiyatro olarak varlığını sürdüren topluluk, şunun anlaşılmasını önemsiyoruz diyerek anlatıyor:
İster devlete bağlı olsun ister kendi başına ayakta dursun tüm tiyatrolar kamu hizmeti verir.
Bu hizmeti sağlayanlar bizleriz. Işıkçısından gece bekçisine, dekor tasarımcısından ses teknisyenine, oyuncusundan yönetmenine sahneyi her gün yeniden var ediyoruz; halkın sanat ve kültürle buluşmasında aracı oluyoruz. Bizim enerjimizi yeni oyunlara, turnelere, festivallere vermemiz gerekiyor mu? Ama hayır; konuştuklarımıza bakın: Sosyal güvenlikten işçi salığına İş Kanununda güvence altına alınmayan haklarımız, ağır vergiler, mahrum kaldığımız teşvikler…
Ekip, madem bunları konuşuyoruz öyleyse işi usulune göre yapalım dedi. Önce tiyatro çalışanlarının sorun ve ihtiyaçlarını tüm ayrıntılarıyla resmedebileceği bir araştırmaya girişti. Anketler ve odak grup görüşmelerinin ardından topladıkları verileri bir rapora dönüştürdüler. Sonra alanda söz söyleyen farklı kesimlerden 50’nin üzerinden paydaşı, bir arama toplantısında buluşturdular. Sendikalardan birliklere, inisiyatiflerden kooperatiflere çok çeşitli oluşumlardan temsilciler burada bir araya geldi; tiyatrocuların deneyimlediği sorunları enine boyuna inceledi.
Özel tiyatroları yaşatmak için yasalarda hangi önlemler alınabilir? Vergilendirme, sosyal güvenlik yasası teşvikleri, sanat fonlarından yararlanma, seyirci ile maddi-manevi ilişki geliştirme gibi başlıklar için nasıl destekler sağlanabilir? Tiyatro çalışanları neden ticaret, büro, eğitim, güzel sanatlar gibi iş kolları altında sınıflanıyor, kültür endüstrisini tanımlayan kategoriler neden yok? Tüm bu bu alanların muğlak bırakılması tiyatro çalışanlarının hangi sosyal haklardan mahrum kalmasına neden oluyor?
Konuşurken tüm katılımcıların eteğindeki taşlar dökülüp birikti. O gün farklı organizasyonların bu toplantının vesilesiyle buluşup bir araya gelen temsilcileri fark ettiler ki, yan yana gelip anlatmaya başlayınca ister istemez bir ortak platform oluşuyor. Karadeniz Tiyatro Kooperatifi buradan çıkan cevapları rafine edip çerçevelemek için bir de DiploHack etkinliği düzenledi. Oyuncular, yönetmenler, yapımcılar ve sivil toplumdan temsilciler arama toplantısında ortaya çıkan politika önerilerini bu kez, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve farklı ülkelerde yapılan çalışmalarla birlikte yeniden ele aldılar.
Daha fazla tiyatro emekçisine ulaşıp birlikte hareket etmemiz gerektiğini öğrendik. Çalışma koşullarımız ve geçim gayemizden ötürü hak savunuculuğu alanını, tiyatro emekçileri olarak boş bıraktığımızı anlamış olduk.
Böyle söylüyor ekipten bir gönüllü. Bundan sonra, politikaları yapanlarla yüz yüze geldiğimizde işte bizim sorunlarımız bunlar ve çözüm önerilerimiz de hazır diyebileceğiz, diye de ekliyor.
Görünen o ki Samsun’dan yola çıkanlar yalnız Karadenizdeki tiyatro emekçileri için değil tüm tiyatro camiası için güçlü bir adım attılar. Şimdi sahnede, onların spotların söndüğü yerde konuştukları var.
Karadeniz Tiyatro Kooperatifinin Sivil Düşün desteğiyle hayata geçirdiği araştırma ve etkinliklerden çıkan önerileri bir araya getirdiği rapora ulaşmak için tıklayın. Bu sayfadan, desteklerle üretilmiş farklı yayınları da inceleyebilirsiniz.