Söz Devri | Bir Konferans, Bir Şehir, Bir Dayanışma Hissi

Tuba Emiroğlu, Sivil Düşün’ün Uluslararası Savunuculuk Desteği ile Barselona’da düzenlenen 12. Avrupa Feminist Araştırma Konferansına katıldı. Hak odaklı izleme ve değerlendirme çalışmalarında; akademik alanda ise toplumsal cinsiyet, beden ve çoktürlülük konularında uzmanlaşan Tuba, bu yılki teması Güncel Feminist Özgürleşme Mücadeleleri: Bedenler, Sınırlar ve Kesişmeler olan konferansta ilham verici deneyimler edindi. Feminist epistemolojilerden kesişimsel etki değerlendirme yöntemlerine uzanan oturumlar, hem kendi çalışmalarına hem de alandaki ihtiyaçlara yeni bakış açıları kazandırdı. Tuba’nın, Barselona’daki bu yolculukta neler yaşadığını ve edindiği perspektifleri sahada nasıl hayata geçirmeyi planladığını kendi dilinden dinleyelim:

Ben Tuba Emiroğlu. Bu hafta söz devrinde mikrofon bende.
Sizleri Barselona’da gerçekleşen Avrupa Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği (ATGENDER) Konferansından bir izlenim yazısıyla selamlıyorum.
Ben bir araştırmacı, değerlendirme uzmanı ve beden-performans temelli çalışan bir sanatçıyım. Sivil alanda hem araştırmacı hem kolaylaştırıcı rollerini üstleniyorum. Bu konferansa da değerlendirme alanında feminist yöntemlerin nasıl kullanılabileceği üzerine düşünmek, yeni yaklaşımlar ve araçlarla tanışmak, küresel feminist ağlarla ilişkilenmek için gittim. 

ATGENDER’in üç yılda bir düzenlediği bu konferansı size biraz tanıtayım öncelikle. Feminist metodolojiler, toplumsal cinsiyet çalışmaları, politik mücadeleler, akademik dayanışmalar, yerel ve küresel çatışmalar gibi temalarda araştırmacılar, aktivistler ve akademisyenleri bir araya getiren disiplinlerarası bir etkinlik bu.

Bu konferans vesilesiyle ilk kez Barselona’ya gittim. Bu deneyim, benim için şehri tanımanın coşkusuyla feminist bilginin yollarını kesiştiren bir kavşak oldu. Konferans, şehrin dışında ama bir o kadar da merkezinde yer alan Otonom Üniversitesinde gerçekleşti. 

Otonom bir üniversite düşünün, sadece ismi değil yapısı da öyle; geniş yeşil bir alanda, kent merkezinden uzak ama hayli politik bir atmosferde. Konferansın programı yoğundu, ben daha çok feminist metodolojilerle ilgili oturumlara katılmayı seçtim. Yöntem üzerine düşünmenin, araştırmaların nasıl yapıldığını sorgulamanın, hele de bu sorgulamayı başka ülkelerden feministlerle bir araya gelerek yapmanın heyecanını taşıdım.

Konferansın en dikkat çekici anlarından biri ise tüm katılımcıların bir araya geldiği keynote oturumlarıydı (ana oturumlar). Ukrayna, Filistin ve Fransa-Fas hattından gelen konuşmacılar çatışmalı bölgelerde feminist öznenin imkanı üzerine ilham veren deneyimleri ve tartışmaları salona taşıdılar. Savaş, sürgün, işgal gibi zorlayıcı bağlamlarda feminist mücadelelerin nasıl şekillendiğine, aralarındaki dayanışma ilişkilerine odaklandılar. Feminist epistemolojinin savaş zamanlarında nasıl hayatta kaldığını, nasıl bir tanıklık ve onarıcılık işlevi gördüğünü ve dayanışmanın zorunluluğunu duymak, salondaki birçok kişi gibi benim için de sarsıcı ve ilham vericiydi.

Barcelona, Gaudí’nin mimarisiyle şekillenmiş sokaklar, organik formlar, renkli cepheler ve doğayla kurulan ritmik ilişki, kent deneyimini hem estetik hem de politik bir zemine taşıyordu. Şehri gezmek mimarlığın bir dili, bir dünya tahayyülü kurabildiğini; kent dokusunun da hafıza, mücadele ve ifade aracı olabileceğini düşündürdü bana. Barselona sokaklarında, Gaudi’nin dokunuşunu hissederken aynı anda başka bir anlatı da görünür kılınmıştı. Şehrin dört bir yanına yayılan Filistin dayanışması –duvar yazıları, stencil’ler, bayraklar, eylem çağrıları- politik söylem/teori ve sokak arasında güçlü bir bağ kuruyordu. Dayanışmanın yalnızca konferans salonlarında kalmadığını, kamusal alanda da var olduğunu görmek, feminist bilgi üretiminin yaşamsal bağlamlarla ne kadar iç içe olduğunu yeniden hatırlattı.

Benim için bu konferans, sadece akademik bir buluşma olmadı. İlk kez gördüğüm bir şehirde, yeni kavramlara, yöntemlere ve insanlara temas ettiğim bir deneyimdi. Aynı anda hem izleyici hem katılımcı hem de bir feminist araştırmacı olarak bulunduğum bu alanda, politik olanın akademiyle, sokakla ve gündelik olanla iç içe geçtiğine tanıklık ettim.

Sivil toplumdan gelen bir araştırmacı olarak bu tür etkinliklerin bana en büyük katkısı, yalnız olmadığımı hatırlatması. Başka yerlerde, benzer kaygılarla düşünen, üreten, sözünü arayan insanlarla yan yana gelmenin hafifliğini ve gücünü yeniden hissettim.

Skip to content