Merhaba, ben Ekin Al. Kendimi, her yeni günde daha haysiyetli bir dünyanın yollarını arayan, bağlantı noktası olmak isteyen ve topluluklarla var olabilen bir etki tasarımcısı olarak tanımladığım günlerdeyim. Temelde dünya ve sistemler ile meselesi olan bir hikayem var.
Bu hikaye, sorduğum sorular çeşitlendikçe, katman katman açılmaya başladı: Peki biraz da bizler nasıl dünyanın meselesi olabiliriz, sürdürülebilirlik artık yeterli değil mi, hak temelli arayışlar nasıl konumlanıyor, sosyal girişimciliği nasıl yaygınlaştırabiliriz, onarıcı ve dağıtıcı ekonomik modelleri birlikte nasıl tasarlayacağız, topluluklarla katılımcı ve adil bir dünyayı nasıl var edeceğiz, özel sektörde radikal dönüşümü nasıl sağlayabiliriz?
Cevapların peşine düştüğümüzde Onarım Atölyesi | Regenerative Impact Space de doğmuş oldu. Bu platformda medya içerikleri üretmek, hak savunuculukları geliştirmek, disiplinler ve kurumlar arası diyalog alanları oluşturmak gibi meselelerle uğraşırken, en temelinde ekosistem sınırlarına saygılı ve her insanın refahını gözeten yeni bir ekonomiyi tüm bileşenleriyle nasıl tasarlayacağımıza odaklanıyoruz.
Görüyoruz ki bugün ekonomik modeller, tüm kriz ve sorunlarımızın kök nedeni. Ekolojik yıkımlar, toplumsal eşitsizlikler, tür kayıpları, demokrasinin işlevsizleşmesi gibi pek çok sorun yanlış çıktılara odaklanan ekonomik politikalar sebebiyle var. Böylece, birbirinden çok farklı görünen proje, söylem ve meselenin onarıcı ekonomik modeller başlığı altında bir araya gelebildiğini görüyoruz.
Her şeyin bir dağıtım meselesi olduğunu fark ederken bu dönemde sadece
servetin ve refahın değil; ölümün, güvencesizliğin, risklerin, yoksulluğun, iklim krizinin ve daha birçok negatif etkinin dağılımında da büyük bir sorun olduğunu fark ediyoruz. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz sistemde 21. yüzyılın ana sorularından biri de, neyi neden nasıl dağıtıyoruz, olmak zorunda. İklim krizi, okyanusların asitlenmesi bir çevresel kriz mi? Bizce artık değil. İklim krizinin çevresel anlamda ne yaparsak derinleşmesini engelleyebileceğimizi, krizde neredeyse hiç payı olmayan halkların en çok etkilenenler oluşunun önüne nasıl geçebileceğimizi biliyoruz ama yap(a)mıyoruz. Bu sebeple artık iklim krizini çevresel değil bir demokrasi, bir liderlik krizi; büyük bir sosyal kriz olarak ele almak gerektiğine inanıyoruz. Bu sosyal krize bakarken iklim krizi meselesinde çok kullanılan sloganlardan birini derinlemesine incelemek gerektiğine inanıyoruz: Gezegen B yok!
Peki ya olsaydı? Gezegen B olsaydı bu gezegene bunları yapmaya devam etme hakkımız olur muydu? Birbirimizi ağırlama şeklimiz, birbirimizle kurduğumuz ilişki ve yapılar gezegensel-toplumsal onarımın durumunu doğrudan belirliyor ve burada bizim için çok önemli bir konu kendini göstermeye başlıyor: Topluluklar.

Onarım Atölyesi olarak farklı dönüşüm ve mücadele alanları ile konularını konuşurken kendimizi topluluklar üzerinden var ediyoruz. Neden topluluklar neden şimdi sorusu; yolum Sivil Düşün’ün tam ortasına toplulukları koyduğu dünyalar. topluluk kuluçkası programıyla kesiştikten sonra, merkeze aldığım bir soru oldu. Bugün toplulukların formal dünyada yeni bir çıkış noktası olarak belirmesi, muhatapsızlaştırılan grupların kimliklerini elde etmesi, demokrasi ve insan haklarıyla ilişkili sorunlarda öznenin çözüm için lider haline gelmesi gibi pek çok noktada, sistemleri daha hak merkezli bir yere çekebilmemizi kolaylaştırdı.
Topluluklara dünyayı kurtarma misyonu yüklememeli ama mikro seviyeden makro düzeye; yerelden dünyaya, toplulukların sistem dönüşümünde büyük bir kaldıraç etkisine sahip olduğunun da hakkını vermek gerek. Benim ve Onarım Atölyesi’nin hikayesinde de her daim öğrenen etki odaklı topluluk yapıların bulunmasındaki en temel sebep bu. Bugün sivil toplum, sosyal girişimcilik, kamu, özel sektör gibi alanlarla çalışırken temel mekanizmamız topluluk yapıları oluşturmak ve bu yapıları birbiriyle kesiştirmek.
Doughnut Ekonomisinin anlatıcılığını üstlenirken de, bu konuda birçok topluluk var
ederken de topluluk yapısının, yeni bir ekonomi inşasının en temel yanı olduğunu keşfediyoruz. Topluluğa, ne kadar ulaşılacak bir yapıdan ziyade bir yaklaşım olarak bakarsak sorunların çözümünde de o kadar açılım yaratabileceğimizi görüyoruz. Onarım Atölyesi olarak yola çıkarken en çok bu yaklaşım meselesinden doğan kesişimselliklerin gücünden yararlandık. Diyalog içinde olduğumuz birçok yapıyla topluluk yaklaşımı üzerinden nasıl bir ilişki kurabiliriz diye bakınırken bugün farklı mücadele alanları tasarlıyoruz. Özel sektörü sosyal sorumluluktan sosyal etkiye geçirecek, hatalarla yüzleştirecek, toplumsal ve çevresel onarımı güçlendirecek yapılar tasarlarken bir yandan da nesiller arası adaleti sağlamak için gençlik aktivizmi üzerine emek veriyoruz. Yaratıcı endüstrilerden kültür politikalarına pek çok farklı kesişimde sözler, sorular ve projeler üretiyoruz. Tüm bunları tek başına değil katılımcı topluluk metotlarıyla nasıl hayata geçirebileceğimiz konusu ise epey önemli. Biz meseleye; çözümleri ve etki yaratma potansiyelini tek noktaya toplamak değil çoğulcu alana dağıtmak üzerinden bakıyoruz. Bu yüzden her projemizde kalabalıkları, farklılıkları görmek oldukça mümkün.
Bugün pek çok alanın kesişiminde, herkesle iletişime açık noktada duran projeler, sözler içerikler üreten; bağlantıları güçlendiren Onarım Atölyesi olarak irili ufaklı pek çok topluluğun içinde var oluyor, pek çok yeni topluluğu var etme gayretinde ısrar ediyoruz. Bu da beraberinde kocaman hayaller getiriyor. Ütopyalara yürekten inanıyor ve varılmayacağını bilmemize rağmen sistemleri buraya ilerlemeye zorluyoruz. Onarıcı, dağıtıcı adil ekosistemlerin, sosyal iklimlerin var olabileceğine ve mesele edinen yerel – küresel toplulukların dünyayı kurtarabileceğine dair büyük bir umudumuz var. Adalet ve umut bizim birbirimizi doğru şekilde ağırlayabildiğimiz her yerde, her toplulukta kendini gösteriyor. Önemli olan bu inancı çoğaltmak. Onarım Atölyesi olarak her türlü hak savunuculuğunu, her türlü yeni iş birliğini kucaklayan bir yerde durarak hep birlikte yeni bir dünya, yeni bir sistem için bir araya gelmeyi bekliyor; bunun için adımlar atıyoruz.
Bizlere bu alanı açan, kendi dünyalarımızdan çıkarıp bir dünya’da bir araya getiren, topluluklara dair daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir başlık açan canım Sivil Düşün’e sonsuz teşekkürler. Hep söylediğimiz gibi, birlikte çok güzeliz.
Ekin ve Onarım Atölyesi olarak bizimle iletişime geçmenizden, bir merhaba deyip muhabbete dahil olmanızdan çok mutlu oluruz.
Ekin’in de ilk konuklarından olduğu dünyanın meselesini konuşuyoruz serisinde bu ay, iklim adaletsizliği bizi nasıl etkiler, onarılırsa ne değişir, topluluklar bu işin neresinde sorularının cevaplarını arıyoruz.
Adaletin bu mu dünya başlıklı üçüncü bölüm, 9 Ağustos 2023, saat 16.00-18.00 arasında yayında! Daha çok bilgi almak ve uzman konuklarla tartışmaya katılmak için butona tıklayın.
KAYIT BIRAK