Feminist Fon Türkiye ekibi, Sivil Düşün’ün uluslararası savunuculuk desteğiyle Bogotá’da düzenlenen EDGE 2025 Konferansına katıldı. Buluşma, küresel feminist filantropiyle dayanışmayı güçlendirme temasında gerçekleşti. Türkiye’de daralan sivil alanda feminist ve kuir hareketlerin yaşadığı izolasyon ya da esnek, uzun vadeli kaynaklara erişim güçlüğü düşünüldüğünde, bu buluşma bizim için dayanışma kurmak adına çok önemli bir adım oldu diyor ekip.
Gelin deneyimlerini kendi ağızlarından dinleyelim:
Merhaba, haftanın söz devrinde Feminist Fon Türkiye olarak mikrofon bizde.
Yola çıkışımız, Şubat 2023 Depremlerinin ardından, uluslararası kaynakları destek ve dayanışma için nasıl harekete geçirebiliriz sorusuyla başladı. Zaten yıllardır içinde yer aldığımız sivil toplumun, uzun vadeli ve esnek kaynaklara erişim ve finansal sürdürülebilirlik açısından ciddi zorluklar yaşadığını biliyorduk. Deprem bölgesinde çalışan örgütler için harekete geçtik.
Özellikle kadınların ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarına odaklanan bu örgütlerin dayanıklılığını desteklemeyi hedefledik. Aynı zamanda, çalışmalarını sürdürebilmeleri için gerekli kaynaklara erişimlerini kolaylaştırmaya çalıştık.
Bu çalışmalarımız, aslında uzun süredir yakından tanıklık ettiğimiz bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi: Türkiye’de özellikle feminist ve kuir örgütler çok kısıtlı kaynaklarla, devletin ulaşamadığı yerlere ulaşıyor, hayat kurtaran, umut inşa eden işler yapıyorlar. Özellikle kriz anlarında geliştirilen toplumsal cinsiyete duyarsız politikalar nedeniyle sıklıkla göz ardı edilen kadınlar ve LGBTİ+’ların ihtiyaçlarını karşılamak için canla başla çalışıyorlar. Ancak ya çalışmaları kaynak eksikliği nedeniyle yarıda kalıyor ya da ayakta kalabilmek için kısa vadeli projeler yürütmek zorunda kalıyorlar. Bu projeler ise çoğu zaman, fon kuruluşlarının sahadan uzak, yukarıdan belirlediği önceliklere ve kriterlere göre şekilleniyor. Bu durum örgütleri, sahanın ihtiyaçlarına göre geliştirdikleri misyonlarından ve savunuculuk çalışmalarından uzaklaştırabiliyor. Aynı zamanda, toplumsal cinsiyet karşıtı politikaların, giderek otoriterleşen politik iklimde etkisini artırması, bu örgütleri daha da kırılgan hale getiriyor. Öte yandan, filantropi ekosisteminde yaygın olan hibe veren ve alan arasındaki hiyerarşik ilişkiler ise, örgütler ile toplulukları karar alma süreçlerinin dışında bırakıyor. Kısıtlı kaynaklara erişebilmek için harcadıkları yoğun çaba, aralarındaki dayanışmayı zayıflatıyor ve ortak söz ile eylem üretme kapasitelerini tüketiyor.
Bu süreçte feminist hibe modellerini daha yakından inceleme fırsatı bulduk.
Bu modeller, alandaki iktidar ilişkilerine meydan okuyordu. Taban örgütlerini yalnızca desteklenen yapılar olarak değil, aynı zamanda sosyal değişimin özneleri ve filantropik partnerler olarak karar mekanizmalarına dahil ediyorlardı. Farklı ülkelerdeki feminist fonlarla yeni ilişkiler geliştirmeye başladık.
Bu fonlar bize başka bir filantropik ilişkinin mümkün olduğunu gösterdi. Türkiye’ye benzeyen zor bağlamlara sahipken cesaretle bu modeli hayata geçiren farklı ülkelerden örnekler bize ilham verdi. Neden olmasın, dedik ve Türkiye’de bu şekilde kendini feminist ilkelere ve metotlara yaslayan, oradan güç alan bir feminist fon kurma hayalinin peşinden gitmeye başladık. Bu hayalimizi gerçekleştirmek için bir süredir ağır ama emin adımlarla ilerliyoruz.
Şu anda Türkiye’de feminist ve kuir örgütler ile ağların ihtiyaçlarına göre tasarlanmış, feminist ilkelerle yürütülen, Türkiye bağlamında uygulanabilir esnek ve katılımcı bir hibe modeli geliştirmek için fizibilite çalışması yürütüyoruz. Türkiye’nin farklı bölgelerinde faaliyet gösteren feminist ve kuir örgütlenmelerle hem yüz yüze hem de online olarak görüşüyoruz. Onların ihtiyaçlarını, deneyimlerini ve gözlemlerini dinliyor, feminist bir fondan beklentilerinden de ilham alarak hibe modelini şekillendiriyoruz. Bunu yaparken Feminist Fon Türkiye’yi, sadece bir finansal kaynak değil; dayanışmayı ve topluluk odaklı yaklaşımı merkezine alan bir yapı olarak hayal ediyoruz. Bu yüzden aynı anda hem hibe konusunda hem de topluluk konusunda iki ayrı uzmandan danışmanlık alarak bu yapıyı inşa etmeye çalışıyoruz.
Bu çalışma sürerken araştırmamızı ve örgütsel kapasitemizi destekleyeceğini ve uluslararası bağlantılarımızı güçlendireceğini düşündüğümüz, uluslararası fon kuruluşlarının ve taban örgütlerinin katılımıyla Taahhütten Eyleme: Filantropide Hesap Verebilirlik temasıyla düzenlenen EDGE konferansına katılmak için Sivil Düşün Uluslararası Savunuculuk desteğine başvurduk. Bu destek sayesinde, bir kısmıyla daha önce online ortamda tanışma fırsatı bulduğumuz pek çok feminist ve kuir örgütle ve feminist fonla bir araya gelme, birlikte düşünme imkanı yakaladık. Güncel filantropi tartışmalarını, geleneksel fonlama modellerine yöneltilen eleştirileri ve farklı coğrafyalardan taban örgütlerinin deneyimlerini dinlemek bizim için ilham vericiydi. Türkiye’deki sivil toplumun yaşadığı fon krizine dair deneyimlerimizi aktarırken, başkalarının deneyimlerinden de öğrenme fırsatı bulduk. Bu karşılaşmalar bakış açımızı zenginleştirdi; hareketlerin taleplerini ve ihtiyaçlarını daha geniş bir çerçeveden duyabilmemizi sağladı. Son olarak, konferansta bizi özellikle etkileyen sunumlardan biri, International Women* Space (IW*S) temsilcisi Jennifer Kamau’nun konuşmasıydı. Kamau’nun, geleneksel fon ilişkilerinde hakim olan güç ilişkilerini ve davranış kalıplarını eleştirerek, Bize faydalanıcı olarak değil, partner ve uzman olarak davranılmalıdır, dediği ve değişime davet ettiği yerden güç alıyoruz.
Biz birbirimizi dinlemeye, birbirimizden öğrenmeye ve birlikte dönüştürmeye hazırız; bu süreçten büyük bir heyecan duyuyoruz. Çok yakında, dayanışmayı büyütmesini ve kaynaklara erişimde yalnızca eşitliği değil, karar alma süreçlerinde kimin söz sahibi olduğunu da tartışmaya açmasını umduğumuz ilk çalışmamızın bulgularını sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz.
Amacımız yalnızca feminist ve kuir hareketin kaynaklara erişimde yaşadığı sorunları görünür kılmak değil; aynı zamanda Türkiye’de katılımcı, topluluk odaklı ve filantropi alanındaki güç ilişkilerine müdahale eden bir feminist fonun mümkün olduğunu göstermek. Çünkü biz, kaynakların nasıl dağıtılacağına dair kararların masa başında değil, toplulukların kendi ihtiyaçlarından hareketle ve doğrudan onların katılımıyla şekillenmesi gerektiğine inanıyoruz. Filantropik ilişkinin hiyerarşi değil, ortaklık temelli başka bir modelle mümkün olduğunu biliyoruz. Feminist Fon Türkiye’yi işte tam da bu hayalle, bir fon olmanın ötesinde bir dayanışma ve dönüşüm alanı olarak inşa etmeye çalışıyoruz.