Ama her şeyi değiştirecek bir kahraman beklememize gerek yok. Küçük küçük bağışlar birikerek büyük dertlere deva oluyor. Bu yılki kampanyam oldukça iyi gidiyor. Şu ana kadar bağışlanan miktarla derneğimizin iki aylık kirasını ve çocuklar için düzenleyeceğimiz iki atölyenin masraflarını karşılayacağız. Buna vesile olduğum için gerçekten çok mutluyum.
Merhaba, ben Dudu Karaman Dinç. Bu hafta söz devrinde mikrofon bende. Kendi sivil toplum yolculuğumdan başlayarak sivil alana ilişkin gözlem ve deneyimlerimden bahsedeceğim.
Ekim ayı benim için oldukça heyecanlı geçiyor. Doğum günüm 16 Ekim. Sivil toplum örgütlerine bağış yapmanın özel günleri çok daha anlamlı kıldığına inandığımdan, iki yıldır doğum günlerimi Denizli Otizm Derneğine kaynak yaratmak için bağışlıyorum.
Etkili savunuculuk yapmamız için projelerden farklı kaynaklara ihtiyacı var. Doğum günü bağışlamak, koşulara katılmak gibi uygulamalar bunun yollarından birkaçı. Bu tip kampanyalar kitle fonlaması kapsamında, ortak bir çaba ile yapılıyor. Ancak işimiz kolay diyemem. Çünkü Türkiye’de bireysel bağışçılık henüz o kadar yaygın değil. Hele de söz konusu hak temelli örgütler olunca bağışlar daha da kısıtlı kalabiliyor. Ama her şeyi değiştirecek bir kahraman beklememize gerek yok. Küçük küçük bağışlar birikerek büyük dertlere deva oluyor. Bu yılki kampanyam oldukça iyi gidiyor. Şu ana kadar bağışlanan miktarla derneğimizin iki aylık kirasını ve çocuklar için düzenleyeceğimiz iki atölyenin masraflarını karşılayacağız. Buna vesile olduğum için gerçekten çok mutluyum.
Kampanya hala devam ediyor, www.denizliotizm.org adresindeki bağışlar bölümünden takip edebilirsiniz. Dileyen herkes aynı adresten kendi kampanyasını da başlatabilir. Güvenli, yasal ve şeffaf bir altyapı kullanıyoruz. Bir bağış kampanyasını büyütmenin ne kadar zaman ve emek istediğini biliyoruz. Web sitesindeki altyapıyı sunarak, bir adım atmak isteyenlere destek olmaya çalışıyoruz.
Engelli hareketindeki mücadelem otizm ile tanışmamla başladı
Sivil toplumla tanışıklığım üniversite yıllarımı geçirdiğim İstanbul’da başladı. Orada çok severek yaşadım, gazetecilik yaparak hayatımı kazandım. Mesleğimle ilgili olan gazetecilik örgütlerinin üyesiydim. Kadın hakları alanında çalışmalarda bulundum. Ancak hayatımın kırılma noktasını 2012’de, oğlum otizm tanısı aldığında yaşadım. Kızım o sırada 11 aylıktı. Ailemden destek alabilmek için eşimle birlikte Denizli’ye taşınmaya karar verdik. Denizli memleketimdi, kök ailem beni sarıp sarmalayacaktı. Ancak yine de 20 yılın ardından İstanbul’dan ayrılması hiç kolay değildi.
Denizli’ye geldiğimde aktif olarak çalışan bir gazeteci değil, iki çocuk annesi ve işsiz bir insandım. Ailemizi yeniden organize etmemiz gerekiyordu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve bize rehberlik edebilecek bir yer de yoktu. İstanbul büyük ve kalabalık ama kalabalığın arasında kaybolabilmek insana iyi geliyordu. Denizli bazen büyükçe bir kasaba gibi geliyor. Tekrarlanan ayrımcılıklar, ötekileştirmeler yoğun yaşanıyor. Biz de otizmli bireyler ve ailelerinin hayatın her alanında ayrımcılığa uğradığını, haklarını kullanamadığını bizzat deneyimledik. Otizmlilerin kaderini değiştirmek, hak ettikleri hayata kavuşmalarını desteklemek istedik. Yerel dinamikleri harekete geçirmek ve işbirliği fırsatları yaratmak da Denizli’de çok daha kolaydı. Bir yerden başlamak istedik.
Engellilere yönelik yardım temelli bakış açısından çıkıp, hak odaklı bir anlayışın yerleşmesi için çalışıyoruz
Denizli’ye gelmemizle en çok fark ettiğimiz şeylerden biri engellilere yönelik yardım temelli bakış açısının ne kadar yaygın olduğuydu. Hem otistiklerin hem de ailelerinin insan hak ve onuruna uygun yaşam sürmelerine nasıl destek olabileceğimizi dert edindik. Kurtuluş yok tek başına diyerek 2 Nisan 2014 tarihinde Denizli Otizm Derneği’ni (DOD) kurduk. Eşim ve ben kurucu üyeler arasındayız. Ben de bu dönemki başkanıyım.
İlk günden bu yana kendimizi hak mücadelesi temelli ve savunuculuk odaklı bir sivil toplum örgütü olarak tanımlıyoruz. Katılımcılık, fayda yaratma, şeffaflık, çözüm odaklılık, ayrımcılık karşıtlığı, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik temel ilkelerimiz. Derneğimizin isminde Denizli geçtiği için çoğunlukla yerel bir örgüt olduğumuz düşünülüyor. Elbette, yerelde pek çok çalışma yapıyoruz. Örneğin Denizli’deki otistiklere ve ailelerine rehberlik ile aile danışmanlığı desteği sunuyoruz. Ancak yerelde olduğu kadar ulusal ve uluslararası düzeyde de çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye otistiklerin ve tipik gelişim gösteren akranlarının birlikte yer aldığı yaz okulları ve atölyeler gerçekleştiriyoruz. Ulusal çapta otizmle ilgili politikaların belirlenmesi konusunda Türkiye Otizm Meclisi (TOM) ile birlikte çalışıyoruz. Halen TOM Yürütme Kurulundayız. Birlikte, Otizm Eylem Planının izlenmesi ve hayata geçirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Engelli Çocuk Hakları Ağı (EÇHA), Eşitlik İzleme Merkezi-Ayrımcılığa Karşı Ağ ve Autism Europe bileşenleri arasında yer alyoruz. Geçtiğimiz Mayıs ayında DOD’u temsilen Autism Europe (Otizm Euope) Yönetim Kuruluna seçildim.
Kanıt temelli savunuculuk yapmak için uluslararası mekanizmaları da kullanıyoruz. Eğitimde Ayrıştırılan Otizmliler ve Çözüm Önerileri raporunu hazırladık. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesine otizmli çocuklarla ilgili alternatif rapor sunduk ve Komitenin Cenevre’deki ön oturum toplantısına katıldık. Bunların yanı sıra bir taraftan da yurtdışındaki iyi örnekleri yerinde ziyaret ederek, tespitlerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.
Otizmin toplumsal gelişmelerde ana gündemlerden biri olması için de çalışmalar yürütüyoruz. Depremzede Otistikler İçin Hareket Geç başlıklı raporu 6 Şubat depreminin birinci yıl dönümünde kamuoyu ile paylaşmıştık. Bunun yanı sıra II. Otizm Eylem Planı Odağında Sağlık Hakkı İzleme Raporu’nu hazırladık. Geride bıraktığımız 11 yılda pek çok ilki başarmanın gururunu yaşıyoruz ama daha yapılması gereken pek çok şey olduğunun da farkındayız.
Sivil toplumdaki karşılaşmalar bana yeni bir ben verdi
Sivil alandaki deneyimimi şekillendiren iki şey vardı, biri öğrenmek diğeri de karşılaşmak. 2012’de Gazetecilik lisans ve Kadın Çalışmaları yüksek lisansı mezunu olarak Denizli’ye geldim. Bu süreçte kaç eğitim aldım, kaç atölyeye katıldım ya da kendim ne kadar atölye düzenledim, eğitim verdim gerçekten hatırlamıyorum. O günden bu yana öğrenmeyi hiç bırakmadım. İkinci üniversite kapsamında Sosyal Hizmetler ön lisans ve Sosyoloji lisans eğitimi aldım. Halen de Engelli Çalışmaları alanında yüksek lisans yapıyorum.
11 yılda otizm alanından olsun olmasın pek çok kişiyle, sivil alandan çok çeşitli kesimlerle karşılaştım. Özellikle LGBTİ+’lardan ve kadınların mücadeleleri bana çok ilham verdi. Otistiklerden ve farklı engel gruplarından bireylerden de çok şey öğrendim. Aslına bakarsanız hepimizin bir şekilde ayrımcılığa uğradığını ve bunun ortadan kalkması için ortak bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu gördüm. Sivil toplumda karşılaştığım pek çok insan bana ilham verdi, daha iyi bir hak savunucusu olmamın yolunu açtı. Bu karşılaşmalar bana yeni fikirler, yeni arkadaşlar ve yeni bir ben verdi. Meselelere daha geniş bakmayı, türcü olmamayı, öznelerin önüne geçmemeyi, dayanışmayı büyütmeyi ve birlikte hareket etmemiz gerektiğini öğrendim.
Her şeye rağmen vazgeçmeyen insanların varlığı, sivil toplumun geleceğine dair beni çok heyecanlandırıyor
Son yıllarda sivil toplumun dönüşümüne dair pek çok emare var. Sadece Türkiye değil dünya zor zamanlardan geçiyor. Demokratik katılımda sıkıntılar, artan yoksulluk, eşitsizliklerin derinleşmesi ve otoriterleşme pek çok ülkenin ortak sorunu. Ancak her şeye rağmen vazgeçmeyen insanlar varlığı, sivil toplumun geleceğine dair beni çok heyecanlandırıyor. Birlikte düşünme ve üretme biçimleri çeşitleniyor. Yeni ve yaratıcı yöntemler gelişiyor. Eskiden daha proje merkezli bir yaklaşım hakimdi. Artık süreç ve iletişim merkezli yaklaşımlar daha fazla destekleniyor.
Eski sorunların eski yöntemlerle çözülemeyeceği de aşikar. Artık baskın kurumların değil, birlikte düşünen ve üreten toplulukların etkisi daha belirleyici hale geliyor ve bu tip topluluklar daha sürdürülebilir oluyor. Bu anlamda topluluk temelli hareketlerin güçlenmesi ve yaratıcı çözümlerin öne çıkması mantıklı bir eğilim. Sivil Düşün yapısı itibarıyla sadece derneklere değil aktivistlere ve tüzel kişiliği olmayan oluşumlara da bir alan açıyor. Toplulukların sivil alana dahil olması Türkiye sivil toplumunun gelişmesi açısından öncü bir girişim diye düşünüyorum.
Topluluk temelli hareketlerin güç kazanması, sivil alanın daha yatay, katılımcı ve kapsayıcı bir yapıya dönüşmesini sağladı. Topluluklar bürokratik ve hantal değil dinamik yapılar. Bu, onların hem hareket kabiliyetini ve hem de sonuç alma becerisini artırıyor. dünyalar. kuluçka programında mentor olarak yer aldığımda da yaratıcı yöntemlerin, hikayeleştirme, sanat, oyunlaştırma ve katılımcı tasarım gibi araçların toplulukları güçlendirdiğine ve dayanışmayı derinleştirdiğine tanıklık ettim. Hatta program kapsamındaki mentorlar olarak biz kendimiz de bir topluluk halini aldık. Mentorluk desteği verdiğim toplulukların da, mentor topluluğumuzun da gelişimine tanıklık etmek heyecan vericiydi.
Sivil Düşün Yönlendirme Kurulundaki deneyimimde de bu değişimin izlerini çok net gördüm. Artık destek taleplerinde yalnızca kaynak arayışı değil, yöntem paylaşımı, ortak akıl, birlikte öğrenme ve değiştirme talebi öne çıkıyor. Merkezin yerel üzerindeki tahakkümünün kırılması yönündeki talepler artarken kesişimsellik ve çeşitlilik sesleri yükseliyor. Sivil Düşün Yönlendirme Kurulu üyeleri epey çeşitliydi ve farklı alanlardan geliyordu. Büyükelçilik temsilcileri, alt hibe veren STÖ temsilcileri ve Avrupa Birliği Delegasyon temsilcilerinin de bulunduğu bir ortamda sivil toplumun bugünü ve geleceği hakkında yapılan tartışmalara katılmak benim için ufuk açıcı oldu.
Sadece nereye gittiğimiz değil, nasıl gittiğimiz de çok önemli
Sivil toplumun yarını için bugünden yanımıza alabileceğimiz şeyler var. Bunları sivil alanı ortak bir öğrenme alanı olarak birlikte inşa ederken öğreniyoruz. Çünkü sadece nereye gittiğimiz değil, kiminle birlikte ve nasıl gittiğimiz de çok önemli. Geleceğe taşıyabileceklerimizin başında dayanışma, esneklik ve yaratıcılık geliyor. Neden derseniz, kriz anlarında toplulukları dayanışma ayakta tutuyor. Değişen koşullara uyum sağlamamızı esneklik kolaylaştırıyor. Yenilikçi çözümleri bulmamızın önünü ise yaratıcılık açıyor. Bu dönüşümü şimdiden görmek, hatta bir parçası olmak da bana umut veriyor.