Genellemeler insanların dünyayı daha hızlı ve kolay anlamasına, kime nasıl yaklaşacağına karar vermesine yardımcı olabilir. Ancak bu kolaylık bazı grupların tek bir kalıba sıkıştırılmasına ya da tamamen görünmez kalmasına yol açıyor.
Merhaba, ben Berfin Coşkun. 2026’nın ilk söz devrinde mikrofon bende. Yanıtlarımda Kürt Çalışmaları Merkezinin çalışmalarından önemli noktaları paylaştım. Siz ne düşüneceksiniz, merak ediyorum.
Veri, bugün dünyayı anlamanın ve anlatmanın en güçlü araçlarından biri. Yapay zekâ gibi insanlığın ortak birikimine dayanan teknolojiler veri üzerine kuruluyor. Çünkü sayılar ve karşılaştırmalar, insanları daha kolay ikna eden somut göstergeler. Onlar sayesinde toplumsal meseleler zihnimizde canlanıyor ve tartışmamız kolaylaşıyor.
Veriyi ve nesnel bilgiyi gündelik hayatımızda da oldukça çok kullanıyoruz. Yaşadıklarımıza daha geniş bir perspektiften bakmamız için veriye ihtiyacımız var. Tabii ki veri tek başına mutlak bir hakikat sunmaz. Veri dediğimiz şey toplumsal olarak sabit, statik ya da durağan entiteler değiller. Sürekli değişip dönüşüyorlar. Dolayısıyla veriyi takip etmek, değişimi kaydetmenin, olan biteni arşivlemenin bir yolu olarak da önemli.
Daha adil ve kapsayıcı bir bakış için sistematik veriye ihtiyacımız var
Belirli bir topluma ya da gruba dair verinin sistematik biçimde eksik olması, tam da bu yüzden teknik bir eksiklikten çok daha fazlası. Toplumsal önyargılar ve alışıldık genellemeler, bu sistematik eksiklikle ilişkili. Genellemeler insanların dünyayı daha hızlı ve kolay anlamasına, kime nasıl yaklaşacağına karar vermesine yardımcı olabilir. Ancak bu kolaylık bazı grupların tek bir kalıba sıkıştırılmasına ya da tamamen görünmez kalmasına yol açıyor. Yakın bir zamana kadar birçok toplumsal kesim zaten biliniyor varsayımıyla ele alındı. Dolayısıyla hiçbir verinin konusu yapılmadı. Bu eksikliği fark etmek ve gidermeye çalışmak, eşitsizlikleri daha açık biçimde tartışabilmemize imkan veriyor.
Kürt Çalışmaları Merkezi uzun süredir üzerinde bölgesel eşitsizlik alanında çalışıyor. Sivil Düşün desteğiyle hazırladığımız Eşitsizlik Bülteni eşitsizliği daha sistematik ve karşılaştırmalı biçimde ortaya koymamızı sağladı. Özellikle Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehirlerde yaşanan eşitsizlikler çoğu zaman tekil örnekler üzerinden tartışılıyor. Ancak bu eşitsizliklerin aslında yapısal ve süreklilik gösteren bir karakteri var. Bültenle temel amacımız, bu şehirlerdeki eşitsizliğin yalnızca deneyimlere değil, devletin kendi resmi verilerine de yansıdığını göstermekti. Eğitimden sağlığa, istihdamdan altyapıya kadar pek çok eşitsizlik zaten gündelik hayatta hissediliyor. Fakat veriler bir araya geldiğinde, bölgenin sistematik biçimde eşitsiz bırakıldığı çok daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. Eşitsizlik Bülteni sadece il bazlı verileri derlemiyor. Aynı zamanda, gelişmişlik endeksine dayalı bir eşitsizlik bölgesi tanımı yaparak bölgeleri de karşılaştırıyor. Böylece eşitsizliği tek tek şehirlerin sorunu olarak değil, bütüncül bir yapısal mesele olarak ele alabiliyoruz.
Eşitsizlik yalnızca gelir eşitsizliğine bakarak anlaşılamaz
Eşitsizlik denince genellikle aklımıza ilk ekonomik gelir farklılıkları geliyor, ama eşitsizliği bütünüyle anlamak için bu bakış biraz dar, tabii. Eşitsizliğin sosyal, ekonomik ve yaşam kalitesi boyutlarını birlikte görmek gerekiyor. Örneğin Eşitsizlik Bülteni’nde yararlandığımız TÜİK’in İllerde Yaşam Endeksi çalışması kapsamlı gösterge seti sunuyor. Bu endeks konut, çalışma hayatı, gelir ve servet, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, sivil katılım, altyapı erişimi, sosyal yaşam ve yaşam memnuniyeti gibi toplamda on bir üst başlık altında çok sayıda alt başlık ve göstergeyle eşitsizliği inceliyor. Böylece tek bir alana indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir tabloyla beraber eşitsizliğin hayatın her alanında nasıl karşımızda durduğunu ortaya koyuyor. Eşitsizliği tam olarak kavrayabilmek için bu tür çok boyutlu veriye ve farklı alanları bir arada ele alan göstergelere ihtiyaç var. Ancak bu şekilde tek bir kriterle sınırlı kalmadan toplumun farklı kesimlerde yaşadığı deneyimleri daha geniş bir çerçevede görebiliriz.
Eşitsizlik Bülteninin farklı sayılarındaki veriler kimi ön kabullerin aksini ortaya koyuyor. Örneğin, Eşitsizlik Bölgesi’nde sanayi yatırımı kısıtlı olsa da hava kirliliği sanayi bölgelerinden daha yüksek. Bu tür bulgular eşitsizliğin yalnızca tek bir alana ya da tek bir nedene indirgenemeyeceğini gösteriyor. Kalkınma, sanayileşme ya da yatırım gibi göstergeler üzerinden kurulan açıklamalar, yaşam koşullarını belirleyen tüm dinamikleri yakalamakta yetersiz kalabiliyor. Eşitsizlik altyapı, kamu hizmetlerine erişim, çevresel maruziyet, mekânsal planlama ve kamusal denetim gibi birçok alanın birbiriyle kesiştiği bir süreç. Bu nedenle, sanayi yatırımı sınırlı olan bir bölgede çevresel göstergelerin olumsuz çıkması bir çelişki değil, aksine yapısal eşitsizliğin farklı biçimlerde yeniden üretildiğini gösteren bir işaret. Kamu yatırımlarının niteliği, çevre politikalarının uygulanma biçimi ve bölgesel öncelikler bu tabloyu doğrudan etkiliyor.
Yapay zeka bizim için vazgeçilmez bir otorite değil, süreci destekleyen bir araç
Eşitsizlik Bülteninin bazı sayıları yapay zeka araçları tarafından yorumlandı. Veri temelli çalışmalar yürüten bir merkez olarak, büyük veri setlerini daha hızlı okumak, örüntüleri fark etmek ve farklı yorum ihtimallerini görmek açısından yapay zekâdan faydalanıyoruz.. Özellikle bültenlerde, verilerin nasıl farklı biçimlerde okunabileceğini göstermek için bu araçlar yararlı oluyor.
Ancak yapay zekânın ürettiği çıktılar tek başına anlamlı değil. Onları bağlama oturtan, sınırlarını gören ve yorumlayan insan aklı ve saha bilgisi. Bu nedenle bizim için asıl hayati olan, teknolojiyi eleştirel bir mesafeyle kullanmak ve onu insan emeği, deneyimi ve toplumsal bağlamıyla birlikte düşünmek. Yapay zekâ, doğru kullanıldığında bu süreci zenginleştiren bir yardımcıya dönüşüyor.