Merhaba, ben Malatya Yetiştirme Yurdundan Ayrılanlar Yardımlaşma Derneğinden Ahmet. Haftanın söz devrinde mikrofon bende. Çocuklarla çalışırken hakların odağından bakmanın neleri değiştirebileceğini merak eden herkesi hikayemizi okumaya bekliyorum.
Malatya Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar ve Koruyucu Aile Yardımlaşma Derneği, kısaca Malatya YADER, 2012 yılında kuruldu. Kurulduğu ilk günlerde yardım odaklı yaklaşım ile çalışmalarına başlamıştı. Yardım odaklı yaklaşım, bireyi pasif bir alıcı, sürekli ihtiyaç sahibi görülen ya da kendisine lütuf gösterilmesi gereken bir nesne durumuna indirgiyor. Sahada ve sivil toplumda yıllarca iyi niyetle yola çıkılsa da, şu anlayışın egemen olduğuna şahit olduk: Bu çocukların neye ihtiyacı var, onlara ne verebiliriz?
Zamanla, hak odaklı yaklaşımla tanıştık. Bu tanışıklık, zaten içimizde taşıdığımız, hissettiğimiz ancak o güne kadar kelimelere dökmekte ve kavramsallaştırmakta zorlandığımız bir arayışın adını koymak oldu.
İyi niyet tek başına yeterli değil, esas olan çocukların hakları
Özellikle devlet koruması altında yetişen bireyler olarak bizler, bu yardım odaklı dilin ve tutumun etrafında şekillenen sürekli bir mağduriyet ve dram hikayesinin öznesi olmaktan derin bir rahatsızlık duyuyorduk. Ajitasyon malzemesi yapılma halinden de. Böyle bir yaklaşım dikey ve anlıktır. Anlık bir eksikliği giderir belki ama bireyin kendi hayatının öznesi olduğunu göz ardı eder. Bu da minnet ile başlayan bir bağımlılık duygusu yaratır.
Hak odaklı yaklaşım ise çocuğu ve genci doğrudan bir hak öznesi olarak tanıyor. Kendi deneyimimizdeki esas dönüşüm, Biz onlara ne lütfedebiliriz? sorusundan, Bu bireylerin doğuştan ve yasalarca sahip olduğu
evrensel hakları tam anlamıyla kullanmalarının önündeki engelleri nasıl kaldırırız ve kurumsal güvenceyi nasıl sağlarız? sorusuna geçişle gerçekleşti.
Hak odaklı yaklaşım bireyi ajitasyonun nesnesi olmaktan çıkarıp kendi haklarının takipçisi ve savunucusu olan eşit bir özneye dönüştürüyor. İnsana özsaygısını, özgüvenini ve kendi yaşamı üzerindeki yetki alanını geri veriyor.
Kısacası hak odaklı yaklaşım, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını, esas olanın çocuğun haklarını, onurunu ve katılımını gözeten etik bir standart oluşturmak olduğunu bize gösterdi.
Eskiden odağımızda yardım vardı, artık hakların korunması ve gelişmesi var
Hak odaklı yaklaşım, sahada çocuk ve gençlerle kurduğumuz dili, ilişki biçimimizi ve kurumsal kültürümüzü kökten değiştirdi. Bize, çocukların sadece korunması gereken pasif nesneler değil, kendi hayatları ve hakları hakkında söz sahibi olan etkin özneler olduğunu öğretti. Bu süreç sadece projelerimizi değil, derneğimizin gen haritasını ve kurum kültürünü değiştirdi. Tüzüğümüzden kullandığımız sosyal medya diline, yönetim kurulu kararlarımızdan gönüllü kabul süreçlerimize kadar her alana yansıdı.
Eskiden tamamen iyi niyetle ve katma değer yaratma gayesiyle yaptığımız, ancak bugün eleştirel ve öz-sorgulamayla baktığımız en somut alan görünürlük, temsil ve dijital haklar konusu.
Örneğin geçmişte; yürütülen bir faaliyetin, projenin ya da sağlanan bir olanağın ardından çocukların fotoğraflarını, duygusal hikayelerini paylaşmayı başarıyı belgelemek, kamuoyunu bilgilendirmek ya da şeffaflık sağlamak zannederdik. Bugün ise bu uygulamanın, çocuğun üstün yararı, mahremiyet hakkı ve etiketlenmeme (stigmatizasyon) hakkı ilkelerine aykırı olduğunu ve çocuklarda geleceğe dönük olumsuz dijital ayak izleri bırakabileceğini net bir şekilde görüyoruz.
Artık hiçbir koşulda çocukların kırılganlıklarını veya hikayelerini görünürlük malzemesi yapmıyoruz. Onların dijital haklarını, mahremiyetlerini ve kişisel verilerini en üst düzey koruma protokolleri ile güvence altına alıyoruz.
Benzer bir dönüşüm karar alma süreçlerimizde de gerçekleşti. Eskiden, onların adına en doğrusunu biz biliriz anlayışıyla kararları yetişkinler olarak alıp çocuklara sunardık. Bugün ise, çocukların katılım hakkını merkeze alarak, soru soran, dinleyen ve kararları çocuklarla birlikte alan, çocuk dostu danışma ve katılım mekanizmaları işletiyoruz.
Eskiden kapımızdan bir genç girdiğinde Bu gencin neye ihtiyacı var, hangi kaynağımızla ona anlık bir çözüm üretebiliriz? diye bakardık. Yani odağımızda sorun ve anlık yardım vardı. Bugün aynı genç geldiğinde ise şunu düşünüyoruz: Bu gencin hakkı nedir, bu hakkın ihlal edilmesine ya da erişilememesine yol açan yapısal engel nerede ve biz bu gencin kendi gücünü eline alması için nasıl bir mentörlük/yoldaşlık sunabiliriz? Onu edilgen bir danışan değil, kendi hayatının ve karar süreçlerinin aktörü olarak görüyoruz.
Çocuk Koruma Politikası masa başında uzmanların yazdığı teorik bir metin değil
Malatya YADER olarak 13 yılı aşkın deneyimsel uzmanlığa sahibiz. Bizzat devlet koruması altında büyümüş ve bu alanda çalışan bireylerden oluşan bir yapıyız. Ancak deneyim tek başına yeterli değil. Bunun yazılı, kurumsal ve bağlayıcı standartlara dönüşmesi gerekiyordu. Derneğimizle temas eden tek bir çocuğun bile fiziksel, dijital veya duygusal zarara uğramayacağı güvenli alanlar yaratmak için yazılı bir Çocuk Koruma Politikası Belgesine ihtiyaç duyduk.
Politika belgemizi masa başında uzmanların yazdığı teorik bir metin olarak kurgulamadık. Süreçte son derece katılımcı bir metodoloji izledik. Sivil Düşün desteğiyle 23-24 Mayıs 2026 tarihlerinde geniş katılımlı bir Çocuk Koruma Politikası Çalıştayı düzenledik. Çocukların ve gençlerin görüşleri belgenin doğrudan ruhunu ve pratik uygulama kurallarını belirledi. Çalıştayda kurumsal riskler, etik sınırlar/mentörlük, dijital güvenlik/siber zorbalık ve hak odaklı savunuculuk başlıklarında tematik çalışma masaları kurduk. Bu sürece dernek yönetimimiz, üyelerimiz, gönüllülerimiz, sivil toplum temsilcileri, alan uzmanları, akademisyenler, kamu paydaşları ve en önemlisi çocuklar ile gençler doğrudan dahil oldu.
Çocuklar özellikle dijital dünya, siber zorbalık, sosyal medya paylaşımları ve yetişkinlerle kurdukları iletişimdeki güç dengesizliği konularında çok net geri bildirimler verdiler. Örneğin, bize sorulmadan fotoğraflarımızın çekilmemesi ve paylaşılmaması, mentörlük veya etkinlik süreçlerinde bize hiyerarşik değil akran diliyle yaklaşılması gibi talepleri belgedeki Etik Sınırlar, Davranış Kuralları (Kodlar) ve Görünürlük/Fotoğraf Politikası bölümlerinin temeli oldu. Onların sunduğu gerçekçi risk tanımları, belgedeki risk haritası ve çözüm matrislerini şekillendirdi.
Hak odaklı çalışma bir proje değil, bitmeyen bir kurumsal kültür geliştirme süreci
Sivil Düşün ile toplamda üç çalışma yürüttük. Birlikte çıktığımız bu üç aşamalı yolculuk, Malatya YADER’in reaktif bir dernekten, kurumsal kapasitesi yüksek ve politika üreten bir hak örgütüne dönüşme yolculuğu oldu.
- İlk adımda, sahadaki en acil ihtiyaca dokunduk. Çocukları dijital dünyanın risklerine, siber tehditlere karşı bilinçlendirerek onların dijital alandaki güvenlik haklarını gündeme taşıdık.
- İkinci adımda, yerelde tek başımıza yapabileceklerimizin sınırını fark ederek, kamu kurumları, üniversiteler ve STK’larla güçlü bir paydaş ve savunuculuk ağı ördük. Hak savunuculuğunun yerel iş birlikleriyle güçleneceğini deneyimledik.
- Üçüncü ve son adımda ise tüm bu birikimi, kurum içi ve dışı tüm süreçlerimizi bağlayıcı hale getiren, uluslararası standartlara uygun bir Kurumsal Çocuk Koruma Politikası Belgesi ve Etik Davranış Kodları ile taçlandırdık.
Bu yolculuk bize hak odaklı çalışma bir proje değil, bitmeyen bir kurumsal kültür geliştirme süreci olduğunu gösterdi. İlk gün bir kıvılcımla başlayan farkındalık, bugün kurumsal güvenliğimizi, savunuculuk kapasitemizi ve çocuklar için oluşturduğumuz güvenli alanları kalıcı kılan bir meşaleye dönüştü.