Söz Devri I Meltem Suat ve Salep ile hakların peşinde

Ben Meltem. 11 yıldır gazeteciyim. Mesleğim bana resmi açıklamaların arkasındaki gerçeği kazımayı, doğru soruyu sormayı ve sahadaki veriyi doğrulama (fact-checking) disiplinini öğretti. Gazeteci reflekslerimi haklar için kullanmak istedim. Doğurganlık oranının ve çocuk yaşta gebeliklerin en yoğun olduğu Şanlıurfa, Mardin, Batman ve Gaziantep’te saha çalışmaları yaptım, kadınların ücretsiz doğum kontrolüne erişimindeki engelleri yerinde tespit ettim.

Sahada, hak ihlallerini tespit etmek için sözlerden ziyade eylemlere odaklandım. Gazetecilik, kurumsal raporlama soğukluğuna düşmemeye çalıştım. Sahadaki kadınların ve hekimlerin gerçek deneyimlerini öne çıkardım. Bu veriyi kamuoyunu harekete geçirecek güçlü bir anlatıya dönüştürdüm. Yolculuğuma kedim Salep de eşlik etti. Onsuz haklar eksik kalırdı.

Teori ile gerçekliğin arası açık

Bir kadın ücretsiz doğum kontrol yöntemine ulaşmak istediğinde, teoride nasıl işlemesi gereken süreç ile yaşanan gerçekliğin arası açık. 2827 sayılı Kanun son derece net. Kanuna göre devlete bağlı bir Aile Sağlığı Merkezi’ne (ASM) gittiğinizde ücretsiz danışmanlık alma ve tercih ettiğiniz doğum kontrol yöntemini hiçbir ücret ödemeden temin etme hakkınız var. Ama kapıdan içeri girdiğiniz an sert bir gerçeklikle yüzleşiyorsunuz. Sağlık personeli stok yok diyor. Bakanlık artık malzeme göndermiyor diyerek kapıyı gösteriyor. 

Eczaneye gittiğinizde ise durum bambaşka. SGK 2012’de bu ilaçları geri ödeme kapsamından çıkardığı için fiyatlar uçmuş durumda. Paran varsa korunuyorsun, paran yoksa kaderine ve istenmeyen gebelik riskine terk ediliyorsun.

Resmî mevcudiyet kağıt üzerindeki süslü maddelerdir. Kısacası mevzuattır. Gerçek erişilebilirlik ise o ilacın depoda bulunması, kadına kesintisiz, parasız ve kapıda yargılanmadan ulaşmasıdır. Bir hakkın kanunda yazması ama ASM’de ilacın olmaması, o hakkın var olduğu anlamına gelmedi. Aradaki o devasa uçurum, idarenin bilerek ya da ihmalle yarattığı fiili eylemsizliktir.

Sahada çok somut şeylerin peşine düşüyoruz. Depoda malzeme var mı? En son ne zaman tedarik edilmiş? Sağlık personeli danışmanlık veriyor mu, yoksa önyargılı tutumlar mı sergileniyor? Anadilde hizmet veya tercüman imkanı var mı? Binalar engellilerin fiziksel erişimine uygun mu? En önemlisi de, stok olmadığında kadına bir çözüm mü sunuluyor, yoksa kapı dışı mı ediliyor?

Saha görüşmelerimizde bir aile hekiminin söylediği şu cümle tabloyu özetliyor: Günde onlarca kadına, stok yok demek zorunda kalıyorum. Kadınlar, eşimi ikna edemiyorum, param da yok, tekrar gebe kalırsam bakamam, diye ağlayarak çıkıyor. İdarenin depoya malzeme koymaması, doğrudan bir kadının evinde çaresizliğe, psikolojik yıpranmaya ve kendi hayatı üzerindeki karar hakkının elinden alınmasına dönüşüyor.

Her kadın aynı deneyimi yaşamıyor

Aynı şehirde yaşayan her kadın aynı engellerle karşılaşmıyor. Yoksulluk ve ayrımcılık derinleştikçe bariyerler katlanıyor. Geliri olan kadın ilacını eczaneden alabiliyor belki ama sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı kadın mutfak masrafı ile doğum kontrol hapı arasında seçim yapmaya zorlanıyor. Sahada da gördük. Dil bilmeyen mülteci ya da kırsaldaki kadın danışmanlık bile alamıyor. Genç ya da bekar bir kadın ASM’ye gittiğinde Evli misin? sorularıyla, ahlakçı tutumlarla karşılaşıyor. Engel tek tip değil. Sınıfa, dile, yaşa ve medeni duruma göre katmanlaşıyor.

Doğum kontrol yöntemlerine erişememek yalnızca bir sağlık hizmeti eksikliği değil, bir şiddet biçimi. Çünkü bu sadece bir lojistik aksaklık değil. Biz bunu 6284 sayılı Kanun kapsamında açıkça Üreme Şiddeti (Reproductive Coercion) olarak tanımlıyoruz. Devlet ücretsiz ilacı kestiğinde kadını partnerinin veya aile bütçesinin eline bakmaya zorluyor. Bu Ekonomik Şiddettir. İstenmeyen gebelik korkusuyla kadınları sürekli bir kaygı kıskacında bırakıyor. Bu Psikolojik Şiddettir. Devletin 6284’teki koruma yükümlülüğünü terk etmesi ise tam anlamıyla bir Kurumsal Şiddet biçimidir.

Güneydoğu Anadolu CSÜS Hakları İzleme Ağı kadınlar ile karar vericiler arasındaki kopuk bağı kuracak

Güneydoğu Anadolu; doğurganlık hızının ve çocuk yaşta gebeliklerin en yüksek olduğu, erişim krizinin en derin yaşandığı bölge. Sahada baroların kadın hakları merkezleri, tabip odaları, sendikalar var ama aralarında organize bir veri akışı ve ortak eylem bağı eksik. Bu ağ, sahadaki ihlali anında görünür kılacak. Tıbbi veri ile hukuki savunuculuğu birleştirecek. Bölgedeki kadınların sesi ile Ankara’daki karar vericiler arasındaki o kopuk bağı kuracak.

Sahadan topladığımız verileri raporlaştıracağız. Ancak o raporu tozlu raflara kaldırmak için hazırlamıyoruz. Sahadan topladığımız veriyi doğrudan bir savunuculuk aracına dönüştüreceğiz. CİMER ve İYUK m. 10 üzerinden Sağlık Bakanlığı ve SGK’ya resmi idari başvurular yapıp hukuki zemini hazırlayacağız. TTB, TEB, SES, AHEF ve bölge barolarıyla ortak bir savunuculuk hattı kurup kurumsal lobicilik yürüteceğiz. Medyada ve kamuoyunda bu konunun üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz.