Biz, Burçin Tarhan ve Ender Cebeci. On yılı aşkındır bisiklet kültürünü yaygınlaştırmak, bisikletli haklarını savunmak ve daha yaşanabilir kentler için mücadele eden iki aktivistiz. Burçin Ankara’da, Ender İstanbul’da yıllardır aynı şey için çabalıyoruz: İnsanlar bisikletleriyle korkmadan yola çıkabilsin ve herkes evine sağ salim dönebilsin.
Ne yazık ki bu mücadele boyunca çok fazla arkadaşımızı kaybettik. Doğanay Güzelgün onlardan biriydi. 18 Temmuz 2023’te bisikletiyle antrenmana çıktığında alkollü bir sürücünün çarpması sonucu hayatını kaybetti. 29 Kasım 2025’te arkadaşımız Ferhat Tunç ile birlikte Doğanay Abi’nin anısına Bostancı-Adalar İskelesi önüne bir Beyaz Bisiklet bıraktık. Aslında o bisiklet yalnızca Doğanay Abi için değildi. Üzerine trafikte kaybettiğimiz diğer bisikletçi arkadaşlarımızın da isimlerini yazdık. Umut Gündüz, Berkan Kobal, Tolga Beyenir, Zeynep Aslan, Meril Çiğdem Durmuş, Savaş Kader ve daha niceleri.
O gün Beyaz Bisiklet’i oraya emanet ettikten sonra yaşadığımız duygusal ağırlığı bütün gün üzerimizden atamadık. Çünkü bu acı bize hiç yabancı değildi. Yıllar önce kaybettiğimiz bir bisikletçinin ardından hazırlanan belgeselde Burçin şöyle söylemişti: Artık arkadaşlarımızın arkasından beyaz bisikletler koymak istemiyoruz. Arkadaşlarımız ölmesin istiyoruz.
Cezasızlık varken, devam etme gücünü nerede bulacağız?
Yıllardır yasalar değişsin, sürücüler bisikletlilere saygı göstersin, bir kişi daha aramızdan eksilmesin diye uğraşıyorduk. Ancak Ankara’da antrenman sırasında hayatını kaybeden Berkan Kobal’ın davasında yaşananlar bizim için bardağı taşıran son damla oldu. Sorumluluğun cezasız kaldığını düşünmek, yıllardır biriktirdiğimiz hayal kırıklığını daha da büyüttü. Verdiğimiz emeğin karşılığını görememek, sesimizi yeterince duyuramamak ve her defasında yeni bir kayıp haberiyle sarsılmak bizi çok yormuştu.
Bir noktada kendimizi tuhaf bir yerde bulduk. Ne yıllardır verdiğimiz mücadeleden vazgeçebiliyorduk ne de aynı acıları yaşayarak eskisi gibi devam edecek gücü kendimizde bulabiliyorduk.
Tam da böyle bir dönemde arkadaşımız Nur Bardakçı bize 8. Uluslararası Çocuk ve Gençlik Sanat Bienalinden bahsetti. Siz de başvurabilirsiniz, dedi.
Acaba bu kez bisikletle ilgili bambaşka bir hikaye anlatabilir miydik? Yıllardır kaybettiklerimizin ardından verdiğimiz mücadeleyi, gelecekte kaybetmek istemediklerimiz için başka bir yerden sürdürebilir miydik?
Biz neden hep yetişkinlerin alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyoruz? Neden çocuklardan başlamıyoruz?
Bu soru ikimizi de heyecanlandırdı. Ender’in bisiklet kültürü ve organizasyon deneyimi, Burçin’in tiyatro, yaratıcı drama ve çocuklarla çalışma birikimi vardı. Günlerce konuştuk, fikirler ürettik. Bazen bir fikirden vazgeçip başka birine heyecanlandık. Sonunda bisikletle tiyatroyu, çocuklarla yetişkinleri aynı oyunun içinde buluşturacak bir çalışma tasarladık. Pedaltopya böyle doğdu.
İlk çalışmamız Profesör Civata ve Yeni İcadı oldu. Profesör Civata, bisiklet parçalarını çok iyi tanıyan, yeni bir icat peşinde koşan ama kendisi henüz bisiklet sürmeyi bilmeyen meraklı bir mucit. Yanında da sevimli su samuru yardımcısı Asistante var. Civata ve Asistante, çocukları ve yetişkinleri hikayeye davet ediyor. Birlikte bisikletin parçalarını keşfediyor. Patlak bir lastiği onarıyor, cesaretlerini topluyor ve pedal gücüyle çalışan sürpriz bir icadı hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Oyunda kimse yalnızca seyirci değil. Çocuklar ve veliler karakterlere yardım ediyor, görevler üstleniyor ve hikayenin ilerlemesini birlikte sağlıyor. Oyun sonrasında eski bisikletleri boyayarak onlara yeni bir hayat kazandırıyoruz.
Bu yolculuk İstanbulda Müze Gazhane’de, 8. Uluslararası Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali kapsamında başlamıştı. Arkadaşımız Uğur Cuya siz de Sivil Düşün’e başvursanıza önerisiyle yeni bir boyut kazandı. Sivil Düşün desteğiyle projemiz büyüdü. Hazırladığımız görsel ve tanıtım materyalleri sayesinde çalışmalarımızı daha görünür kılabildik. Başka sivil toplum kuruluşlarıyla iletişime geçtik. Ankara’da Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı (KAHEV) ve Sanat Üretim Derneği iş birlikleriyle çocuklarla ve ailelerle buluştuk.
Profesör Civata ve Asistante’nin Ankara maceraları
Ankara buluşmalarında bizi en çok mutlu eden şey, çocukların Profesör Civata ve yardımcısı Asistante’yi daha ilk dakikalardan itibaren sahiplenmesiydi. İki karakterle konuşuyor, sorularını cevaplıyor, onlara yardım etmeye çalışıyorlardı. Bir süre sonra ortada yalnızca izlenen bir tiyatro oyunu kalmamıştı. Çocuklar, velileri, Civata ve Asistante hep birlikte aynı hikayenin içine girmiştik.
Özellikle Bisiklet Sözlüğü adını verdiğimiz oyun kartları çok eğlenceli anlara sahne oldu. Çocuklar yeni bisiklet terimlerini öğrenirken bir yandan da anne babalarıyla tatlı bir rekabete giriyordu. Ben bildim, sen bilemedin diyen çocukların yüzündeki o muzip gülümsemeleri görmeliydiniz.
Bir de küçük kopyacılarımız vardı. Hangi kartın geleceğini merak ederken hemen arkalarındaki bisiklet parçaları tanıtım afişine göz ucuyla bakıp cevapları bulmaya çalışıyorlardı. Biz de onları fark etmemiş gibi yapmaya çalışırken gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk.
Lastik tamirine geçtiğimizde ise bambaşka bir merak başladı. Çocukların en çok öğrenmek istediği şey lastiğin nereden delindiğiydi. Deliği bulmak onlar için adeta küçük bir dedektiflik oyununa dönüşmüştü. Ama asıl heyecan, tamir ettikleri lastiği pompayla şişirirken yaşandı. Kendi elleriyle bir şeyi onarmış olmanın mutluluğu yüzlerinden okunuyordu.
Oyunun sürprizi olan, Profesör Civata, Asistante ve çocukların birlikte hazırladığı icadı deneme aşamasına geldiğimizde ise heyecan iyice arttı. Çocuklar sırası gelen arkadaşlarını alkışlıyor, birbirlerini cesaretlendiriyordu. Onların coşkusu bize de geçiyordu.
Tiyatro ve bisiklet bir arada, ne işe yarayacaktı?
Aslında Ankara’ya giderken biraz endişeliydik. Hem tiyatral bir performans sergilemek, hem çocuklarla sürekli etkileşimde olmak, hem de bütün bunların arasında bisiklete dair bilgiler aktarmak oldukça yorucu olabilirdi. En azından biz öyle düşünüyorduk.
Ama tam tersi oldu. Çocukların enerjisi bizi öylesine içine çekti ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Yorulduğumuzu bile ancak her şey bittikten sonra fark ettik.
Günün sonunda çocukların yanımıza gelip bizimle fotoğraf çektirmek istemesi, Profesör Civata ve Asistante hakkında konuşması ve bisikletle ilgili peş peşe sorular sorması ise her şeye değerdi.
Çocuklar yalnızca bir tiyatro oyunu izlemiş ya da bir atölyeye katılmış olarak ayrılmıyordu. Bisiklete dair yeni şeyler merak ediyor, öğrendiklerini paylaşmak istiyor, daha fazlasını soruyorlardı. O gün bir kez daha iyi ki Pedaltopya’yı hayata geçirmişiz dedik.
Beyaz Bisikletten Rengarenk Bisiklete
Bizim için en büyük kazanım, çocukların bisikletle kurdukları ilişkinin biraz daha değiştiğini görmekti. Bisiklet artık parçaları keşfedilen, tamir edilen, üzerine konuşulan, birlikte oynanan ve yeni sorular sorduran bir dünyanın parçasıydı.
Beyaz Bisikletten Rengarenk Bir Bisiklete Şimdi sırada bizim için çok özel bir buluşma var.
29 Kasım 2026’da, Beyaz Bisiklet’i Bostancı – Adalar İskelesi’ne emanet edişimizin tam birinci yılında, bu kez Nesin Vakfı’nın çocuklarıyla bir araya gelmeyi planlıyoruz. Burçin’in 90lı yıllarda bisiklet sürmeyi öğrendiği, o zamanların küçük katlanır bisikletlerinden Beldesan Rodi’yi çocuklarla birlikte rengarenk boyayacağız. Ardından Koç Müzesi’nde sergilenmesini hedefliyoruz.
Burçin’in çocukluğundan kalan bu bisiklet yıllar sonra başka çocukların ellerinde yeniden hayat bulacak. Kim bilir, belki de Burçin’in bisikletle başlayan hikayesi, şimdi başka çocukların hayatında da güzel bir şeylerin başlangıcı olacak.
Bazen mücadele etmenin yolu, mücadele etme biçimini değiştirmekten geçiyor
29 Kasım tarihini özellikle seçtik. Geçen yıl aynı gün kaybettiğimiz arkadaşlarımızı anmak için Bostancı İskelesine beyaz bir bisiklet bırakmıştık. Bu yıl ise aynı tarihte çocuklarla bir bisikleti rengarenk boyamak istiyoruz. Geçen yıl ölümün ve kayıplarımızın ağırlığını taşıyan o günde, bu kez yaşamın, çocukların neşesinin ve umudun yeşermesini istiyoruz.
Elbette acımız dinmedi, mücadelemiz de bitmedi. Hala güvenli yollar, yaşam hakkı ve adalet için sesimizi yükseltiyoruz. Ama Pedaltopya sayesinde mücadelemize başka bir kapı açtık. Belki de yıllardır hayalini kurduğumuz güvenli, özgür ve yaşanabilir kentleri, bugün birlikte oyun oynadığımız çocuklar kuracak.
Kaybettiklerimizi unutmadan, umudumuzu yeniden büyütmeye çalışıyoruz. Bazen mücadeleye devam edebilmenin yolu, mücadele etme biçimini değiştirmekten geçiyor.