Söz Devri I Sîpan Dağdeviren ile Hak Mücadelesinin Kaydını Tutmak

Depremzede Engelliler filminin hikayesi kardeşimden yola çıkarak başladı

CAM platformunda yer alan Depremzede Engelliler filminin yönetmenliğini yaptım. belgeselde yer alan engellilerden biri, Bayram Dağdeviren, benim kardeşim. Filmin hikayesi kardeşimin hikayesinden yola çıkarak başladı. 6 Şubat depremleri olduğunda Diyarbakır’daydık. Hemen kardeşimi aradım. Evleri yedinci kattaydı, onu yedinci kattan merdivenlerden indirdik. Hepimiz için çok zor bir durumdu. Bunu bir belgesele dönüştürmeliyim diye düşündüm. Birkaç arkadaşımla durumu paylaştım, onlar da olumlu yaklaştı. Yola çıkmadan önce bana güç veren onların önerileri oldu. 

Böyle bir belgeseli yapmak tabii ki hiç kolay değildi. Ama bir o kadar da gerekliydi. Çünkü engelliler afet döneminde en dezavantajlı gruplardan biri. Bölgesel eşitsizlikler de engellilerin deprem sonrası sürecinde çok büyük rol oynadı. Diyarbakır ve çevresinde fizik tedavi rehabilitasyon hastanesi olmaması örneğin, kardeşim dahil pek çok engellinin hayatını zorlaştırdı. 

Sivil Düşün’e başvurdum ve destek aldım, belgesel projesi böyle başladı. Sivil Düşün desteğinin yanı sıra çok fazla kişiden, kurumdan da destek aldım. Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği, İlhan Bakır, Mehmet Erbay, Rodi Yüzbaşı, Ercan Altuntaş, M.Emin İsi ve hayatımda her anımda fikirlerini, önerilerini esirgemeyen yoldaşım Gülseren Doğan Dağdeviren’in destekleriyle belgeseli tamamladım. 

Anlatmak hak mücadelesinin önemli bir parçası

Bir şeyi anlatmak için önce bir dil, üslup belirlemeniz gerekir. Anlatacağınız şeyi nasıl ele alacağınız da anlatım dilinizi belirler. Daha gerçekçi, bir duyguyu ajite etmeyen bir yaklaşım geliştirmek isterseniz, mesafeli olmanız gerekir mesela. Yoksa derdinizi anlattığınıza yansıtamayabilirsiniz. Özellikle bu belgeseli çekerken hem müdahil olmak, hem de mesafeyi korumak zorundaydım. Tamamen müdahil olsaydım, istediğim ortaya çıkmayabilirdi. Mesafemi kaybetseydim, belgesel gerçeği daha yapay bir biçimde ortaya koyabilirdi. Yapmak istediğim bir belgesel olduğu için yer alan hiç kimsenin oyuncu gibi görünmemesi, role bürünmemesine özen gösterdik. Aslında istediklerimi yeterince yapabildiğimi düşünmüyorum, hem teknik hem de içerik açısından. Zor bir süreçten geçerken motivasyonum ister istemez düşmüştü. Ama yine de bir ses olmaya çalıştım.

Gündemlerin oldukça hızlı değiştiği, sürekli bir şeylere tepki vermemiz gereken kapitalist modernite çağında yaşıyoruz. Kapitalizm eşitsizlik, adaletsizlik ve ayrımcılık demek. O yüzden maalesef sürekli çalışmamız, mücadele etmemiz gerekiyor. Bu hem zor, hem de süreklilik istiyor. Hak mücadelesi verenler olarak bu mücadelede es verme lüksümüz yok. Kapitalizm boşluk kabul etmez. Kendimiz için bir soluklanma alanı yarattık mı bilmiyorum, yaratabildiysek elbette motive edici olur. Ama hak mücadelesini bir iş değil, bir yaşam biçimi olarak değerlendiriyorum. Kazanılmış haklarımızın gasp edilmemesi için mücadele etmek benim için her şeyden önemli. 

Kayıt almak geleceği inşa eder

Hafıza sanki geçmişe aitmiş gibi konuşulur ama bence geçmiş, şimdi ve gelecekle güçlü ve tutarlı bir bağ kurmakla oluşur. Şu anda yaşadığınız her anı özellikle önemli anları kayıt altına almak ve tarihe not düşmek gerekir. Bugünün kaydı yarın için önemli bir hafıza tutar, geleceğe ışık tutar. Bizde, yani Kürt halkında Dengbêjlik (Ses-Söylem-Şarkıcı) geleneği var. Dengbêjlik geleneği tarihsel, toplumsal bir olay olduğunda bunu edebi bir söylenceye dönüştürüp nesilden nesille aktarır. Kürt halkının kültürünü, geleneğini, tarihini beraberinde taşır. Bu hafızanın bir toplum için ne kadar hayati olduğunu gösterir. Çünkü bu gelenek olmazsa birçok tarihsel ve toplumsal olaydan bihaber olurduk. 

Bence bir toplum için kayıt almak bir toplumun geleceğini inşa eder, o toplumun ileriye gitmesini sağlar. Tecrübe ve öngörü kaydı tutulduğunda görünür olur, yoksa aktarılmaz ya da kaydı tutulmazsa kaybolur. O yüzden sanat hafızaya katkı koyması bakımından çok önemli. Hafızayı diri tutmanın en önemli öğeleri sanat eserleri ve sanatçılardır.